Showing posts with label araştırma. Show all posts
Showing posts with label araştırma. Show all posts

Sunday, 13 January 2013

İlginç at isimleri - 1985

Nihayet klavye başındaki mesaimin bir kısmını blog için ayırabildim. İlginç at isimleri yazısı  çok tutunca yoğun istek üzerine ikincisini de yazayım dedim. Yoğun istek olmasa da seri devam edecekti ama artan baskılar elimi biraz daha çabuk tutmama neden oldu. Blog'da 2013 sezonu da açılmış oldu. 1985 yılı ilginç at isimleri anlamında bereketli sayılır.

İngiliz atları;                         
Aerobik * As solist * Ateşinko * Bilmemki * Büyük Cihangir * Elbimbo * Flöre *                                 Gahubigah * Gigi * Hışım * Hurinigah * İlk Vidar * Karahediye * Nadıa Comanıcı * Prensigör * Saat Kaç * Salmaya Salama

Arap atları;
Bibioğlu * Celabuluşşahin * Dedeefendi * Delifişek * Ganyan * Hıdırlıktepe * Hünalpanosu * Kösesami * Noşirahvan * Önenpanosu * Sadfethotan * Suruçceylanı * Süperman

1985 yarış sezonundan seçtiğim iki at; Sadfethotan ve Kösesami aynı karede. Noktasına virgülüne dokunmadan Banko Dergisi'nden alıntılıyorum: "Bursa'da güzel bir havada, günün ilk koşusunda KAMACI I, Vet. Rap. istinaden Kom. K. kararıyla koşturulmadı. SERİHAN'ın geri çıkıp, KÖSESAMİ'nin, SADFETHOTAN ve SERİHAN önünde son 400'e kadar üstün götürdüğü koşuda, 200 de dıştan SADFETHOTAN kendisine hakim olup uzak farkla potoyu geçerken bir anlamda binlerce oyuncuyuda sevindirmiş oluyordu."  not: ismin doğrusu 'Sadfethotan'

Friday, 28 September 2012

Aptal kutusu demeyelim de...



Popüler kültürün tutkunu olduğumu her fırsatta belirtiyorum. Belli bir yaştan sonra 'farkındalık' yaşayan insanların burun kıvırarak alt kültür gözüyle baktıkları şeyleri izlemeyi seviyorum. Onlara inat olsun diye değil içimden geldiği için ve kimilerini sahiden sevdiğim için yapıyorum bunu.
Televizyonun aptal kutusu olarak nitelendirilmesine zaman zaman karşı çıkıyorum ama buna rağmen insanlara fazla bir şey katmadığı konusuna ben de iştirak ediyorum.
Genel olarak son zamanlarda işim gereği mesai saatlerinde haber ve spor kanallarını izlediğimden gündüz kuşağı ürünlerini kaçırıyorum, geceleri de mecalim kalmadığından televizyonda nevarneyok yakalayamıyorum.
Bugün izin günümdü ve gündüzümü televizyonla geçirdim. Notlar tuttum. Ve biraz sevindim. Çok şey kaçırmıyormuşum. Her şey bıraktığım yerde öylece duruyormuş. Eğlenceyse eğlence, saçmalıksa saçmalık, dramsa dram! Notlara geçelim.

Müzik kanalları arasında gezintide fark edileceği üzere hep aynı klipler dönüyor. Yerli müzik yayımlayan kanallarda biraz daha derli toplu klipler yayımlanıyor. Yabancı müzik kanalları ise kati suretle çekilmiyor. Sürekli RnB ve Hip Hop. Onun da en dinlenmez örnekleri var. MCM kalitesi beklemiyoruz ama biraz özen gösterseler keşke.
Yerli kanallarda bugün Murat Dalkılıç'ın 'Kader', Gülşen'in 'Seyre dursun aşk' ve Tan'ın 'İlk bilen sen ol' isimli şarkılarına defalarca maruz kaldım.
Dalkılıç'ın ve Tan'ın kliplerine değinmezsem çatlarım. Önce Murat Dalkılıç. Şarkı biten bir aşkın ardından yaşanan pişmanlığı konu alıyor. Hala sevdiğini söylüyor ve o esnada 'o eski güzel günler' gösteriliyor. Ama bir de ne görelim, 'eski sevgiliye ezada bulundukları sözler' eski sevgiliyle beraber geçirilen en mutlu anlarda beraber söyleniyor! Saçmalığa gel!
Tan'ın şarkısı da enteresan. Düzenlemesi fena olmayan bir şarkı, klibi de projeleri genelde 'aparma' suçlamasına maruz kalan fotoğrafçı Mehmet Turgut çekmiş. Bu şarkı da ayrılık temalı. Şarkının ilk mısrası “İlk bilen sen ol biz ayrıldık”. Klipte de genç kızımıza Tan tarafından gönderilen bir SMS'in okunması ilk saniyelerin konuğu oluyor. SMS'te tabii ki ayrılık mesajı yazıyor: “İlk bilen sen ol biz ayrıldık.” Daha saçması bulunana kadar en saçması bu diyeceğim ama dehlizlerde ufak bir seyahat yapsak anında buluruz. O yüzden bu topa girmeyeceğim.
Klipleri veriyorum isteyen izlesin gözleriyle görsün diye. Yoksa beğendiğim anlamına gelmiyor.

Tan-İlk bilen sen ol


Murat Dalkılıç-Kader


Müzik kanallarından gündüz kuşağında dizi yayımlayan kanallara geçelim. TRT yeni başlayan Şubat dizisinin tekrarını veriyordu. Çok sarmadı açık söyleyeyim. Ama Fox TV'de uzun zamandır yayımlanan 'Dinle Sevgili' adında bir diziye rastladım. Köşede 'Final' yazıyordu. 5 dakikalık sekans bir daha o kanala dönmememi sağladı. Sahne şu: Başrol oyuncumuz annesiyle beraber masada oturuyor ve kayıp olan karısının nerede olduğuna dair beyin fırtınası yapıyor. O arada polis olay yerine geliyor. Ve delikanlıya pembe bir kimlik uzatıyor. El cevap: “Karım kimliğini mi kaybetmiş?” Aslında bu soruyla kanalı değiştirmeliydim de merak ettim devamını. Polis: “Hayır efendim. Böyle bir haberi ben vermek istemezdim ama karınızın cesedi bu sabah Sarıyer sahilinde bulundu.” Neyse bulunmuş en azından dedim ve geçtim.

Ve günün en beklenen dilimi: Esra Erol'da evlen benimle. Gündüz kuşağı eş bulma programları en kurgusal görünse de zaman zaman en 'sahici' tepkileri içerisinde barındırabiliyor.
Şans eseri bir tanesine bugün denk geldim. Önce bilmeyenlere tarif vereyim. Bu programda kadınlar ve erkekler nasıl bir eş istediklerine dair listeyi belirleyip kendilerine ayrılan yere geçiyorlar. Telefonla katılanlar da “Filanca özellikleri olan kişiye ben talibim” diyerek o kişiyle konuşmaya başlıyor. Anlaşma olursa ertesi gün stüdyoda buluşuluyor.
İşte 'vuslat'a erilene kadar o kişilerin arayışları stüdyoda devam ediyor. Tribün gibi oturuyorlar. Bugün çarpıcı bir sahne yaşandı. Normal seyrinde ilerleyen programda sarışın bir kadın ağlamaya başladı. 'İçin için ağlıyor' denen cinsten. Sunucu sordu neyin var diye başladı anlatmaya: “Bizler burada hepimiz çok yalnızız.” Devamını hıçkırıklara boğularak söylediği için anlayamadım.
Sunucu Esra Erol, konuğu nefes alsın diye stüdyo dışına çıkarırken 'dram pornosu' yapmayı ihmal etmedi. “Sen çok üzüldün istersen Ahmet Abi'ye de bir sarıl'” talimatını verdi, orkestra acı acı çaldı. Reklamlara gittik. Dönüşte ben de yoktum zaten.
Bütün bunlar yaklaşık 2 saat içerisinde gerçekleşince anladım ki ciddi anlamda bir açıkhava tımarhanesinde yaşıyoruz Türkiyeliler olarak. Şikayetçi miyiz peki? Maalesef değiliz.

Monday, 2 July 2012

Sansür, censorship, censure, tsensuur, λογοκρισία

Türk basını, sansürcü Kemal'den neler çekti?
Basın tarihimize geçen iki amansız sansürcü vardır... Hıfzı ve Kemal Beyler. İlkinin basın mensupları tarafından zaman zaman hoşgörü ile karşılanmasına rağmen, ikincisi, basına düşman olduğunu her davranışıyla belirtmesi yüzünden, nefret edilesi biri olmuştur...
- Beyefendi: O resimde ne gibi bir sakınca vardı ki konmasını yasakladınız?
- Daha ne olsun? Çeşme başında ellerini havaya kaldırmış olan ihtiyarın hali yetmez mi?
- Ne var o ihtiyarın halinde?
- Peki söyleyin bakalım, bu adam ellerini havaya kaldırmış öyle ne yapıyor?
- Bu suyu şehire getiren ve mahallesine böyle bir çeşme yaptıran padişaha dua ediyor. Bu resim böyle bir fikri sembolize etmek üzere yapılmıştır.
- Bu dediğiniz şey sizin düşünceniz olabilir!.. Bu ihtiyar adamın ellerini havaya kaldırarak içinden padişahımız efendimiz hazretlerine beddua etmediği ne malum? Faraza böyle olmasa bile o resmi gören birçok kimsenin aklına dua değil, beddua ettiği düşüncesi gelebilir. Binaenaleyh ben bu resmi kesinlikle dergiye koydurtmam!

Kudret Sinan, Yıllarboyu Tarih, Temmuz, 1980

Monday, 15 November 2010

İlginç at isimleri - 1979

Yarışlarda koşan atlara verilen isimler zaman zaman, konuyla ilgisi olmayan insanların bile dikkatini çekmiştir. Eskilerden Bibidibabidibu, Kaşemumkara, Biliyormusunuz Kim ve çok yenilerden Binde Gör gibi safkanlar isimleriyle dikkat çekmiş ve rakiplerine göre biraz daha ünlü hale gelmişti. Buradan hareketle ben de, daha çok geçmişten olmak üzere ilginç isimleri burada sunmaya karar verdim. Serinin ilk yazısında 1979 yılında pistlerde boy gösteren ilginç isimli atları hatırlayalım..

İngiliz atları

Bağ Koptu
Bu Başka Pyo
Cingöz Recai
El Satması
Fakir Sofrası
Kamçını Verme (favorimdir)
Sana Borçluyum
Sürtük
Uçak Kaçtı
Yer Basması

kamçını verme (5), 1976 yılında Batuhan'ın ardında ikinci, İstanbul
Arap atları
Bibioğlu
Buhubuhare
Cırrık
Harput Serveti
Sadfet Hotan
Vosvos

Tuesday, 5 October 2010

15 tay'a 1 milyon 362 bin TL

Dün Veliefendi hipodromu'nda Anadolu Tarım İşletmesinin yetiştirdiği 16 safkan arap atı görücüye çıktı, 15 tay toplam 1 milyon 362 bin TL'ye sahiplerini buldu. Satış komisyonu'nun 100 bin TL taban fiyat belirlediği Bozyeleli'ye alıcı çıkmazken 155 bin TL'ye Mahmut Doğan tarafından satın alınan Cihanefe günün en pahalı tayı oldu.

Hemen alttaki yazımda satışlarda öne çıkmasını beklediğim safkanları kısaca incelemiştim. Cihanefe, Altuğhan ve Halilim beklediğim gibi ilgi görürken, Seymenbey ve Dedesabri tahminimin aksine daha uygun fiyatlara alıcı buldu. Satışlar sonunda oluşan tablo;
Fotoğraflar sırasıyla; 1-Cihanefe 2-Kocaerol 3-Altuğhan 4-Halilim

Sunday, 3 October 2010

Taylar görücüde

Anadolu Tarım İşletmesi Müdürlüğünce yetiştirilen 2008 doğumlu 16 safkan arap tayı yarın Veliefendi hipodromu'nda sahiplerini bulacak. Aşağıdaki tayların satışlarda ön plana çıkmasını bekliyorum.

SEYMENBEY: Yelhan - 73. Cahide.
Anne kardeşleri: Bayçora, Özgünay, Akıncıbey, Akasoy, Baydanhan
Baba kardeşleri: Asiye, Delice, Demirören, Uçanok, Hızlıkız, Çakırtay

Orjin olarak kum piste daha yatkın gördüğüm bu tay, anne tarafından kum pistin iyi atlarından Bayçora ile kardeş. Bayçora 81 kum pist yarışında 20 birincilik almıştı.

ALTUĞHAN: Yelhan - 118. Zehra
Anne kardeşleri: Bolkar, Sondarbe
Baba kardeşleri: Asiye, Delice, Demirören, Uçanok, Hızlıkız, Çakırtay

Engin Sezen'in sahibi olduğu Bolkar, 2004 mayıs ayında başladığı koşu hayatını 2005 mayıs'ta noktalamıştı. Özgün yavrusu Bolkar, koştuğu 16 yarışın sekizini kazanmıştı. Bu birinciliklerin yedisi çim'de gelmişti. Tiki Tork Ku yavrusu Sondarbe ise kum pistte kazandığı 15 yarışla iyi kum atları arasındaki yerini almıştı.CİHANEFE: Şövalye - 39. nazıma
Anne kardeşleri: Ufukbir
Baba kardeşleri: Hayatım, Kaman, Erentay, Erolbey, Dönmezbey, Esenhanım, Hakansoylu

2006 Mayıs ile 2007 Ağustos arasında koşan Ufukbir 15 startında altı birincilik almıştı. Haralar ve TBMM koşularını kazanan Albatur yavrusu Ufukbir İstiklal Savaşı koşusu'nda üçüncülük almıştı.

2005 doğumlu Hayatım ise son dönemin başarılı kısraklarından. Çim'de 19 startında beş kez ganyan olan Hayatım kum pist yarışlarına damga vurdu. Normal Kum piste 28 yarışta 14 birincilik alan Hayatım hiç tabela dışında kalmadı. Çim'de Karacabey Tarım İşletmeleri, Anadolu Tarım İşletmeleri, Ankara Vali kupası gibi koşuları kazanan Hayatım, Veliefendi ve Tarım-Köyişleri Bakanlığı koşuları'nda ikincilik aldı. Kum pistte ise Sultansuyu Tarım İşletmeleri, Yüksek Komiserler Kurulu, Misak-ı Milli ve Adana kupasını kazanan Şövalye yavrusu TSK ve Haralar koşusu'nda ikinci gelmişti.

DEDESABRİ: Tamerinoğlu - 55. Seyyare
Anne kardeşleri: Batuhanbey, Babanur, Uslubey, Bikeç
Baba kardeşleri: Berşan, Akoğuz, Sungur

Şampiyon Tamerinoğlu'nun yavrusu Dedesabri, anne tarafından da Babanur gibi bir başaltı safkanın kardeşi. Berkoş yavrusu, 1998 doğumlu Babanur, 2001 - 2007 arasında 100'ün üzerinde koşu koşup, istikrarlı bir grafik çizmişti. Sürmeli Karaca'nın sahibi olduğu safkan çim pistte 12 yarış kazanmıştı.

HALİLİM: Tamerinoğlu - 112. Zehra
Anne kardeşleri: Hayatım, Özütok, Esenhanım
Baba kardeşleri: Berşan, Akoğuz, SungurBakalım hangi taylar, kaç paraya kimin olacak..

Wednesday, 21 July 2010

Dünya Zenyatta'yı konuşuyor!


Yarış hayatını Birleşik Devletlerde sürdüren Zenyatta isimli kısrak, 13 temmuz'da, yarış yaşamının 17'inci startını da kazanmayı başardı. Altı yaşındaki dişi at, en son Hollywood Park'taki Grup 1, Vanity Invitational Handicap yarışını, üst üste üçüncü kez kazandı ve yenilmezliğini sürdürdü.

2005 yılında, altmış bin dolar'a Keeneland satışlarından alınan Zenyatta'nın babası Street Cry. Street Cry aynı zamanda 2007 Kentucky Derby galibi Street Sense'in de babası.

Kazandığı 17 yarışın 11'i Grup 1 olan Zenyatta, şimdiden adını Birleşik Devletler yarışçılık tarihine altın harflerle yazdırdı. 17'inci yarışını kazanan Zenyatta, hiç geçilmeyen atlar listesinde, dördüncü sıraya yerleşti.

Zenyatta şimdi gözünü, Britanya'lı meslektaşı, 18'de 18 yapan, emekli Eclipse'in rekoruna çevirdi.Zenyatta, ardından da iki numaradaki yurttaşı, Peppers Pride'ın 19 yarışlık rekorunu geçmeye çalışacak.

Dileyenler ve girebilenler! youtube'dan Zenyatta'nın bir çok koşusuna ulaşabilir. Bu vesileyle, biz de, bizim toprakların, hiç geçilmeyen şampiyonu, arap atı Tunca'yı analım. Zenyatta, Eclipse ve Peppers Pride'ı geçerse, bakalım Tunca'yı geçebilecek mi?

Tuesday, 8 June 2010

Kafkaslı ve Selim Kaya rekora koştu!

Şampiyon arap atı Kafkaslı, 5 haziran cumartesi günü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koşusunu üst üste dördüncü kez kazandı.

Yarışı hep olduğu gibi en geride takip eden Selim Kaya ve Kafkaslı, düzlük sprintinde rakiplerine şans tanımadı. Hayatım ikinci, Cangıl üçüncü, Özhaber de dördüncü oldu.

2007'de koşulmayan bu koşuyu; 2006, 2008 ve 2009'dan sonra bu yıl da birinci bitiren Kafkaslı, hem bu yarışı dört kez kazanan bir başka şampiyon Albatur'un rekoruna ortak oldu hem de üst üste Dört birincilikle bir ilki başardı.

İlginç olan nokta; Albatur'un Kafkaslı'nın büyük babası olması. Kafkaslı'nın soy kütüğü üzerinden bir kaç ilginç tesadüfe daha bakalım;



  1. Kafkaslı'nın babası Caş, 1999 yılında bu koşuda ikincilik elde etmiştir.
  2. Kafkaslı'nın büyük babası Albatur, 1982/83/85 ve 86'da bu koşuyu kazanmıştır.
  3. Albatur'un babası şampiyon Satvet, 1971 ve 72'de bu koşuda zafere uzanmıştır.
  4. Kafkaslı'nın babası Caş'ın anne tarafından akrabası, 1962 doğumlu Tulyar, 1966'da bu koşuda birincilik almıştır.
  5. Kafkaslı'nın annesi Malike 18'in baba tarafından akrabası, 1957 doğumlu Canberk, 1961 ve 62'de bu koşuyu kazanmştır.

Jokey Selim Kaya da üst üste dördüncü defa bu yarışı kazanıp, jokey Kadir Altınöz'ün rekoruna gözünü dikti. Kadir Altınöz, 1981/82/83/84 ve 85'te, üçü Albatur'la, biri Bodrum'la biri de II.Umut'la olmak üzere zafere ulaşmıştı.
Kafkaslı'nın kazandığı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koşusu'nun videosu:

Thursday, 27 May 2010

Rakamlarla Arjantin'in Dünya Kupası kadrosu

Dünya kupasına katılan takımlar son kadrolarını bir bir Fifa'ya bildiriyor. Biz de fırsat buldukça burada incelemeye çalışıyoruz. Sırada Arjantin var.


Wednesday, 21 April 2010

bayılıyoruz NTV'nin yanlışlarına!

Ntv'nin web sitesindeki yanlışları artık yadırgamıyoruz. neredeyse doğru haber yok zaten. Yalnız güzel olan okurların alt bölümde yaptığı mükemmel yorumlar. Sırf bu yorumları görmeye devam etmek için, yanlışlar hiç bitmesin diyorum. Son örnek burada. Yorum yazan arkadaşın eline sağlık.

not: Samaranch, son olarak aralık 2007'de hastaneye kaldırıldı yazılmış. Bu bilgi de yanlıştır. Samaranch daha geçen Ekim'de Monako'da kalp krizi geçirip, hastaneye yatmıştır.

Bir başka efsane hata - efsane yorum!

23 mart'ta da böyle bir haber girilmişti. "Karakulak", haber içinde önce "kabakulak"a daha sonra da "karabulak"a dönüşmüştü. Haliyle kafası karışan bir okur da yorum bölümüne şu satırları düşmüştü:

<< şimdi ben anlamadım; bu hayvanın adı "karakulak" mı? "kabakulak" mı? yoksa "karabulak" mı? >>

Bu yorumdan saatler sonra haberin içindeki "kabakulak" ifadesi düzeltildi. Ve okurun bu süper yorumu da hemen yok edildi. Arkadaşa bu harika yorum için teşekkürlerimi sunuyorum. Şuan arkadaşın yorumu gözükmüyor, "kabakulak" ifadesi de yazıdan silindi ancak hala "karabulak" haberin içinde duruyor.

Dileyenler efsane haberi buradan görebilir. Şöyle bağlayalım; "satır-satır, hece - hece.. hiç bitmesin gündüz-gece.."

Wednesday, 30 December 2009

O bir Şampiyondu; Sabırlı. (vol. 2, 2006)

Eylül ayında Sabırlı'nın vedasının ardından bir yazı yazmıştım. Ve o yazıda şampiyonun 2005 yılında koştuğu bazı koşuların videolarını paylaşmıştım. 2005'in ortalarına doğru Ribella - Sabırlı rekabetinin kızıştırıp, 2006 yılındaki yarışlar için borçlanmıştım. Borcumuzu seneye bırakmadan ödeyelim.



Sabırlı 2006 yılını Dubai'de açtı. 19 ocak'taki şanssız ilk koşusunun ardından 9 şubat'ta Halis Karataş'la rakiplerini alt etti. 9 atın katıldığı 1600 metre mesafeli koşuda Arjantin atı 'blue on blues'u geçen Sabırlı 78 bin dolar'lık ödülün sahibi oldu. Ardından soluğu İstanbul'da alan sabırlı 2005'te olduğu gibi yine Akındayım'ı geçip Fikret Yüzatlı kupasını kazandı...

Haziran ayında İstanbul Ticaret Odası koşusunu zorlanmadan kazanan Sabırlı, 9 Temmuz'daki Enternasyonel Adnan Menderes koşusunda ezeli rakibi Ribella ile buluşur. Ribella sonlarda herzamanki gibi kuvvetli geliyor. Son metreler spikeri de şaşırtıyor..

Ağustos ayında Fatih Sultan Mehmet koşunu kazanan Sabırlı, 10 Eylül'de Enternasyonel Topkapı koşusunda yine Ribella ile karşılaşır. İstanbul'da son dört yarışını kazanan Sabırlı birinciliklerine bir yenisini ekleyebilecek midir? yoksa Ribella Adnan Menderes yarışının rövanşını alabilecek miydi?

Ve Sabırlı adına 2006'nın kapanışı.. 1 Ekim Marmara koşusu. Rakip yine Ribella, yer yine Veliefendi.. G3 yarışta ender rastlanan bir mücadele var. Rakiplerinden ayrılan iki şampiyon yaklaşık son 200 metreyi tek at gibi geçiyorlar. Ali Kayakıt'ın keyifli anlatışıyla bu eşşiz kapışmayı izleyelim..

Sabırlı'nın 2006'daki bazı önemli yarışlarını ve Ribella ile olan mücadelelerini hatırladık. Bir sonraki yazıda 2007'den koşularla buluşmak üzere.

Sunday, 27 December 2009

kılap nedir?

a) Beyaz gömlekli, kirli sakallı ağır abilerin dans konusunda maymunlaştığı yerdir.

b) Süslü - püslü - topuklu ablaların, a şıkkında tarif edilen abilerce kiralanan loca ya da standların diğer kılabırlarca çizilmiş sınırlarında arzı-endam eylediği alandır.

c) İçeri alınmak için bir takım yeterliliklere sahip olunması gereken yoksa kapıda duran ve "the world's strongest man" yarışmasından seçilen kişilerce geri çevrilmeniz banko olan mekandır.

d) Resmi içeceği; locaların ya da standların ortasında kendine ayrılmış özel bölmede takılan votka, resmi müziği de dj'lerin ne idüğü belirsiz remikslerinden ibaret olan yerdir.

e) Hepsi.

Thursday, 15 October 2009

çok fonksiyonel emekli cebi




















* Hüviyet ve bir miktar para(tabii varsa) opsiyonel.

Önemli not: Koşarken, karşıdan karşıya geçerken bir el, kati suretle bu cebin üzerinde olmalıdır.

Monday, 12 October 2009

Altan Tanrıkulu komedisi..

Aşağıda,Fenerbahçeli Alex düşmanlığı ile ünlü Altan Tanrıkulu'nun 2009 yılında Hürriyet'te yazdığı yazıların bazılarından alıntılar bulacaksınız. Herkesin Fenerbahçe'nin başarısını ve Alexin -herzamanki- üstün performansını övdüğü bu günlerde maalesef!! Altan Tanrıkulu'nun değerli yazılarını göremiyoruz.

Aşağıdaki yazılara geçmeden, yazılanlara ilişkin ufak notlar eklemek isterim:
*Bu yazı zaten Alex'e yapılan haksızlıklar üzerine derlenip,toparlandı. Bu yüzden Alex'le ilgili,hakaretamiz yazılara değinmeyeceğim,yorum okuyanlarındır. Zaten pek bir şey söylemenin de anlamı yok gibi.

*Tanrıkulu, yazılarının çoğunda ısrarla Gökhan Emreciksin'in Fenerbahçe'ye alınmasını vurgulamış,alındıktan sonra da Alex'in yerine sahaya sürülmesine değinmiş. Fakat daha sonra oyuncunun kötü performansı kendisini hayal kırıklığına uğratmış.

*Alex'i beğenmeyen Tanrıkulu, Trabzon'da varlık gösteremeyen Alanzinho'yu göklere çıkarmış, sezonun yarısını sakat geçiren ve artık gece hayatı ayyuka çıkmış Yattara'ya methiyeler düzmüş. Ancak 5 buçuk sezondur hiç bir kötü olayla anılmayan Alex, Tanrıkulu tarafından ağır hakaretlere uğramıştır.

*Alex'e sürekli alternatif arayışında olan Tanrıkulu'nun son keşiflerinden biri de şuan Bayer Leverkuzen forması giyen, Brezilyalı Renato Augusto'dur. Leverkuzen'de ikinci sezonunu geçiren Augusto, şu ana kadar Bundesliga'da çıktığı 39 lig maçında 2 gol atabilmiş. Brezilya A milli takım forması ile de tanışıklığı yoktur. Alex'le aynı mevkide oynuyor,10 numaralı formayı giyiyor,yaşı da 21. Tanrıkulu belki, tekrar yazı yazmaya dönerse, Alanzinho,Yattara ve Augusto hakkında da hayal kırıklığına uğradığını söyleyebilir.

Bahsettğimiz yazılara bakalım; özellikle 14 şubat'taki talihsiz ve gereksiz yazıya dikkat..



31 ağustos tarihli yazıdan alıntı

Kazandıran adam!

Alex varken F.Bahçe Alex kadar oynuyor da ondan. Alex hazır değildi, sakatlıktan yeni kurtulmuştu. İlk onbirde oynamamalı, maç kötü giderse oyuna girmeliydi. Ama dün ilk onbirde oynadı. Rahat kazanılabilecek bir maçta Fenerbahçe çok zorlandı.
Sezon başından beri az atsa da çok atsa da Fenerbahçe'nin oynadığı futbolu ve girdiği gol pozisyonlarını hatırlayın. Bir de dünü.

Alex varken

Daum mu istedi Alex'i ilk obirde oynatmak yoksa başkan Yıldırım mı? Sanmıyorum... Çünkü onun sözü şampiyonluk üstüne. O zaman kim ısrarcı Alex'in hazır olmadan ilk onbirde oynaması konusunda. Tabii ki Alex.
Alex için, Fenerbahçe kaptanı için kendisinin imza atması, kendisinin ilk onbirde olması, kendisi varken maç kazanılması, gol atması, asist yapması daha önemli, kimse kusura bakmasın..
Alex, Alex'e saygı duyuyorsa, kaptanlık bandını takacak kadar Fenerbahçeliliği özümsemişse, Daum'a gidip, “Beni ikinci yarı kullan” demeliydi. Mehmet Topuz Türkiye'nin en güçlü orta saha oyuncularından biri. Savaşan Fenerbahçe için alındı. Özer'in Ankaraspor'daki performansını sanırım Daum bilmiyor ya da Aykut Kocaman'a sormuyor. Savaşan Fenerbahçe'de Semih'e de yer yok Alex varken...
Daum'un kredisi var tabii. Ama eskisi kadar değil... Çünkü kurulan takım, açıklanan hedefler bu kez daha büyük.. Alex için Alex Fenerbahçe'den daha önemli... Daum için öyle olmamalı. Yoksa zararını Fenerbahçe görür. Geçen yılki Hacettepe maçını hatırlamak yeterli. 3 gol atmıştı Alex, 7-0 kazanılmıştı maç. Fenerbahçe ligi kaçıncı bitirdi, Avrupa'da ne yaptı iyi düşünmek gerek.
Emre için birkaç satır yazmak doğru olmaz. Onu cumartesiye bırakıyorum... "


4 haziran tarihli yazıdan alıntı:

"Fenerbahçe'nin güçlü bir kadrosu var. Ama Alex'e endeksli bir takım olgusu sadece başarısızlığı değil açmazları da beraberinde getiriyor. Alex'in sezon içinde çok kritik 15 maçta forma giymediği unutuluyor, Trabzon'da attığı gol gündeme geliyor. Oyun içinde savunma ve ikili mücadele konusundaki yetersizliği önemsenmiyor, orta sahadan takip ederek golü atması ön plana çıkıyor. Fenerbahçe herkesin alkışladığı bir futbolla Beşiktaş'ı İnönü'de yenerken Alex yoktu, ama oyunun ikinci yarısında kroki duruma düştüğü İzmir'deki finalde Alex 90 dakika sahadaydı. 4-1'lik Galatasaray maçı, 2-0'lık Ankaraspor galibiyeti, Londra'daki Arsenal beraberliklerinde de Alex sakattı.

Hedefini büyütmeli

"Fenerbahçe tarihinin en başarılı yabancısı Alex. Ama sırf bu yüzden 40 yaşına kadar oynayacak hali yok. Artık ayakları beyninin her isteğini yerine getiremiyor.

Alex'in vazgeçilmez olduğunu savunan çoğu kişi, "Tuncay, Anelka, Appiah, Aurelio gibi yıldızlar olsa böyle olmazdı" diyor. Oysa Aurelio hariç bu isimler yokken de başarılıydı Fenerbahçe. Ama 5 yıldır sistem hep Alex'in üzerine kuruldu. Gelen her yıldız Alex'e sağladığı uyum oranınca başarılı oldu."


31 mayıs tarihli yazıdan alıntı:

"3 gün önce Roma'da Barcelona-Manchester United finalini izledikten sonra Türk futbolunun gerçek eksiğinin ne olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Fenerbahçe bu ligin en güçlü takımıydı. Ama üç kulvarda yarışmayı kaldıramadı. Takımın kilit oyuncusu Alex yaşlı ve temposuz. O oynadığı sürece istatistiklerini ilerletirken Fenerbahçe zaman kaybetti. Dün geceki maçta takımının ilk golünü atıyor olması ve galibiyetteki payı onu taraftarın gözünde çok değerli kılmaya devam edecek belki. Ama sezon içinde söylediği sözler iyi analiz edilmez, Alex'in dünyasında kalınırsa Fenerbahçe gelecek sezonu da kaybedebilir.

Sabırlı, akıllı ve tempolu oynayan ama oyuncu kalitesi Fenerbahçe'nin gerisindeki Beşiktaş iki kupayı da kazandı. Alex sezon içinde, "Ben hücumda etkili bir oyuncuyum. Benden top kapmam, adam kovalamam beklenmemeli" demişti. Bu işi yapacak başka oyuncular olduğunu söylemişti. Oysa dünya futbolu başka yöne gidiyor. Alex artık geride kalan bir devrin yıldızı.

Fenerbahçe yönetiminin Renato Aguosto gibi oyuncularla ilgilenmesi, yönetimde sağduyulu olduğunun göstergesi."


26 nisan tarihli yazıdan alıntı:

Messi-Alex farkı

"Dünyanın bir numaralı kulübü, deyince herkesin kafasından başka bir isim geçebilir.. Benim için Barcelona'dır mesela.. Barça'nın yıldızı kim, Messi.. Fenerbahçe'nin yıldızı kim, Alex.. Messi bu sezon ligde 28 maç oynamış.. Kupada 7, Şampiyonlar Ligi'nde 9 kez forma giymiş. Toplam 33 gol atmış.. Yazın Olimpiyatlar'da oynaması ve kazandığı altın madalya cabası.. Ayrıca her milli maç dönemi Arjantin kadrosuna katılıyor.

Peki Alex? Milli Takım boşluklarında dinleniyor.. Türkiye Kupası'nda dinleniyor? 5 haftada bir kasığından sakatlanıyor.. O oynasa da oynamasa da Fenerbahçe Galatasaray'a kaybetmiyor.. O varken Hacettepe, Belediye, Gençlerbirliği, Ankaragücü'ne kaybetti.. Kiev'e gol atamadı..

Yanlış anlamayın.. Alex Fenerbahçe'nin şu anda en büyük yıldızı, en önemli kozu, futbol zekası en yüksek oyuncusu.. Ama teknik direktörü Aragones, yıldızı Alex olan bir takım "Dünyanın en büyükleri arasına girmeyi" hedeflememeli.. Kendi ülkesindeki zaferlerle yetinmeli.. Yönetime mesajım açık.. Ya insanları boşuna umutlandırmayın ya da adımlarınızı söylemlerinize uygun atın.. "


18 nisan tarihli yazıdan alıntı:

"Alanzinho için çok fazla şey yazmaya gerek yok. Seyir zevki veren, her şeyiyle rakibi bunaltan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir oyuncu. Ona "12 trilyonluk maskot" diyenlerle onu Norveç'ten bulup getiren kişilerin aynı şehrin başarısını düşündüğünü, kusura bakmayın düşünemiyorum.. Bırakın değerlerinizi kötülemeyi de Yattara ve Alanzinho'nun keyfini sürün."

14 şubat tarihli yazının tamamı:

Fener kaptanı

"FB TV'de Fatih Demirkol'un hazırlayıp sunduğu "Kaptan Köşkü" programında konuşan Alex, İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçı bitmeden Güiza ile birlikte soyunma odasına gitmesiyle ilgili olarak şunları söyledi:

"Biz oyundan çıktığımızda takımımız 1-0 mağluptu. Hala oyunu döndürme şansımız vardı. 85'te 2. gol gelince, kendi inisiyatifimizle soyunma odasına gittik. Çünkü maç kopmuştu. Artık geriye dönüş yoktu. Zaten o dakikaya kadar yedek kulübesinden takımımıza destek vermeye çalıştık. Herhangi bir tavır söz konusu değil. Ne yazık ki, işler kötü gittiğinde bu tür haberler çıkıyor. Yenilmeseydik, bunların hiçbiri konuşulmayacaktı. Kötü sonuçlardan sonra dünyanın her yerinde bu tür haberler çıkıyor. Türkiye gibi futbolun önemsendiği ve futbolla yatılıp, futbolla kalkılan bir ülkede kötü sonuçlardan sonra bu tür yorumların olması da normaldir. Bizim, takım olarak yapmamız gereken, 2-3 haftada sonuçları normal hale getirerek, bu tür haberlerin çıkmasını engellemektir."

Kaptan kulübeyi terk etmez

Fenerbahçe Kaptanı Alex bu sözleri hem de "Kaptan Köşkü" programında söylemiş.. Fenerbahçe kaptanlığı önemlidir Alex. Bir kaptan ne olursa olsun senin yaptığın davranışı yapmaz. Kulübeyi terk etmez, terk eden arkadaşlarını en sert şekilde uyarır. Kaptanlık, sözleşme yenilenme zamanında kulüp üzerinde baskı kurmak değildir.. Herkesten fazla para almaya çalışmak değildir.. Hakemlere işini öğretmeye kalkmak değildir. Takım yenilirken soyunma odasına giderek teknik direktörü protesto etmek değildir..

Demişsin ki: "Biz oyundan çıktığımızda takımımız 1-0 mağluptu. Hala oyunu döndürme şansımız vardı. 85'te 2. gol gelince, kendi inisiyatifimizle soyunma odasına gittik. Çünkü maç kopmuştu. Artık geriye dönüş yoktu."

Alex, öncelikle sizin kulübeye gittiğiniz an maçta 80. dakikaydı.. Ayrıca geçen sezonki Belediye maçını hatırlıyor musun? 84.dakikada Fenerbahçe 2-0 yenikti. Edu ve Deivid'in golleriyle maç 2-2 bitti. Üstelik rakip 11 kişiydi. Yani Fenerbahçe gibi bir takımın maçı çevirebilmesi için 10 dakika çok ama çok yeterli bir süredir. Buna inanmayabilirsin.. Çünkü sen 2-0'dan 2-2'nin yakalandığı o maçta oynamamıştın.. Belki de 3-0'dan döndürülen Galatasaray ve Gaziantepspor maçlarından da haberin yoktur. Ya da 6-0'lık maçta Fenerbahçe'nin 30 dakika 10 kişi oynadığını da bilmiyorsundur.

Baskı kurup imza attın

F.Bahçe taraftarı seni çok seviyor Alex. Ama dünyada bu kadar büyük ekonomik kriz varken, başkanın aday olup olmayacağı bile belli değilken, takım Avrupa'da büyük hayal kırıklığı yaratmışken, senin dışında 9 arkadaşının daha sözleşmesi biterken sen, kaptan Alex, kulüp üzerinde baskı kurup imza attın.. Şimdi de kalkıp "Hedefim Aykut Kocaman'ın rekorunu kırmak" diyorsun.. Eğer Fenerbahçe'nin kaptanıysan, hedefin o formayla bir Avrupa Kupası kaldırmak olmalı Alex. Bireysel rekorlar peşinde koşmak değil..

Benden sana bir tavsiye.. Önce Marcel Desailly'nin "Kaptan" adlı kitabını oku.. Ardından Lefter ve Can Bartu'yla F.Bahçelilik hakkında sohbet et. Ondan sonra "Maç kopmuştu, artık geriye dönüş yoktu" sözlerini yorumla!"


6 şubat tarihli yazıdan alıntı:

"Ama Alex artık eski Alex değil.. Dünkü müthiş gollerine karşın fikrimde bir değişiklik yok.. Bu takım UEFA Kupası'nı kazanmak ya da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin ötesine gitmek istiyorsa Alex'in "ayağına bakan" bir takım olmaktan kurtulmalı.."

2 şubat tarihli yazıdan alıntı:

"Alex çok ağır.. Önüne atılan toplara koşarken, 5 metre arkasından gelen rakip topu ondan alıyor.. Harika golüne karşın dün sahanın en etkisiz isimlerinden biri.."

26 ocak tarihli yazıdan alıntı:

"Fenerbahçe'nin gol umutları ise Güiza ve Alex.. Ve tabii ki duran toplar.. Güiza, rakip takımın stoperi gibi.. Alex ise "Nasıl olsa 40'ına kadar oynarım bu kulüpte" havasında.. Biri beceriksiz, diğeri ağır.. Ama ikisinin de gücü yok.. Dünya futbolunun gittiği yerin tersine bir kulvardalar.. Onlar bu kadar formsuz oldukları halde sahadayken, rakibin altını üstüne getirebilecek, bazuka gibi şutlar çekebilecek Gökhan Emreciksin tribünde seyirci.. "

"Rekabet olmazsa, Güiza kaleye şut atmadan, Alex yürüyerek o formayı alırsa, Fenerbahçe'nin maç kazanması ya rakibin 10 kişi kalmasına ya da duran toplara kalır.. Benim tanıdığım Aragones adı-sanı ne olursa olsun "formda olmayana" forma vermez.."

8 ocak tarihli yazıdan alıntı:

"Fenerbahçe'nin ikinci önemli problemi Alex.. Alex'ten vazgeçmek kolay değil.. Hem de takım kötü oynarken, skora ihtiyaç duyarken hiç kolay değil.. Ama Alex bu tempoda oynadığı sürece Fenerbahçe'nin kolay maç kazanması da pek olası değil.. Çözüm basit ama uygulaması zor.. Alex'le oynarken, Alex'siz günlerin hazırlığı yapılıyor gibi.. En kötüsü de büyük yıldız bunun farkında.."

3 ocak tarihli yazının tamamı:

bir teklifim var!..

"YENİ yılın ilk saatleri televizyonda zap yaparken gördüm seni.. Bir anda gözüm takıldı ekrana.. Ürgüp'te, eşin ve Samet'le birlikte balona biniyordun.. Eşine sımsıkı sarılmıştın..

46 kez Brezilya Milli Takımı'nda oynamak, kaptanlığını yapmak, iki kez Brezilya'da 'yılın futbolcusu' seçilmek, 2004 yılındaki Copa Amerika'nın 'en iyi futbolcusu' ve 'asist kralı' olman aklımda. Fenerbahçe'deki muhteşem performansın.. Şampiyonlar Ligi'nde asist kralı oluşun, 102 yıllık kulüp tarihinde gol kralı olan tek yabancı futbolcu unvanına erişmen..

Bir Türk gibi, büyük bir saygınlıkla Fenerbahçe kaptanlığını yapman.. Kendine özel tribünün olması.. Düşündüğünü, doğru bildiğini çekinmeden söylemen, senin adını duyduğumda ilk akla gelenler..

Yerli-yabancı bütün ülkenin futbolcuları tarafından, 'en değerli yabancı' gösterilmen.. Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli yıldızlarından Hagi'yle kıyaslanacak kadar görkemli istatistiklerin..

Samsunspor'a sağ ayağınla attığın o muhteşem gol.. CSKA filelerini bulan o füzen.. İnter maçında Deivid'e verdiğin gol pasının öncesinde attığın inanılmaz çalım.. Hemen hepsinde skora etki ettiğin Galatasaray maçları.. İnönü'de Rüştü'ye düşe kalka attığın gol..

Geldiğinden beri basına verdiğin her karede inanılmaz görüntü sergilemen.. Saygınlığın, eşine bağlılığın, özel hayatındaki dengen.. Adamlığın.. Kendine bakman.. Profesyonelliğin.. F.Bahçeliliğin.. Alex de Souza, dendiğinde hiçbir zaman unutulmayacak özelliklerinden birkaçı sadece..

* * *

Benim için, sadece benim için değil, taraflı-tarafsız bütün futbolseverler için 'bir değersin' sen.. Zor günlerinde, bütün arkadaşlarının kenetlenip sana gol attırmaya çalışmalarına neden olacak kadar takım içinde sevilen birisin..

Her an, her pozisyonda sahadaki her futbolcunun yerleşimini hissedebilecek kadar zekisin.. Ve hepsinin ötesinde, gerçek bir "lidersin" Fenerbahçe için..

Evet Alex.. Bir aydır sert bir şekilde seni eleştiren biri olarak.. "Barça olmak için Alex'siz bir düzen gerek" diyen biri olarak.. Sana bir teklifim var.. Bu kulübün tarihine geç.. Sözleşmeni uzatıp uzatmamandan çok Fenerbahçe'ye verebileceklerini düşün.. Muhteşem kariyerinin aşağı doğru inmesine izin verme. Takımın kaptanı, beyni, tribünlerin sevgilisi olarak; F.Bahçe'nin geleceğinde yer al!

Hakan Şükür'ün yapmadığını yap. İstersen Fenerbahçe'yle sözleşmeni uzat.. Bir ya da iki yıl.. Ama, yeni bir takım kurulması için geri adım at. 'Yedek oturmayı' baştan kabul et, hatta 15-20 dakikalık süreleri göze al. Türkiye'deki ve dünyadaki genç yetenekleri kulübüne kazandıracak bir beyin ol.. Onlara; Gökhan, Özer, Sercan gibi gençlere, aklını kullanmasını, topu koşturmasını öğret.. Rakiplerinizi çözecek taktikler üret, teknik direktörünün sağ kolu ol..

Başkana git ve "Ben Alex de Souza.. Bu takımın Alex'li ya da Alex'siz çok daha iyi noktalara gelmesi için, Kiev gibi takımlara elenmemek için, Fenerbahçeliler'in en büyük hayali Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için elimden geleni yapmaya hazırım" de..

Futbolcudan, kaptanlıktan, yıldızlıktan öte bir adım at Alex.. F.Bahçe'nin Beckenbauer'i ol.. "


Thursday, 27 August 2009

Sokaktan..

Bebek.. Taşıt Sınıflandırma Sistemi (TSS)..

Sistem çok kullanışlı.. 'Jeep'le başlıyoruz.. demek ki neymiş, Bebek'te, en revaçta taşıt 'Jeep'miş. Marka önemli değil, 'Jeep'ler birinci gözde... BMW ve Mercedes'siz olmaz... Ancak Mercedes ezeli rakibini geride bırakmış görünüyor. BMW'nin titreyip, Bebek piyasasında biraz daha hareketlenmesi gerekir, bizden söylemesi.

Orta-üst arası konumlanan 'AUDI' ve orta sınıf var alt katta.. Vos-vos'ta işler yolunda gözüküyor, Audi de Bebek'te tutulanlardan.. ancak O da ne? Uzak doğu global krizden nasibini fena almışa benziyor, Japon Devi 'Honda'da ve Güney Kore temsilcisi 'Hyundai'da işler kesat. Neyse biz üçüncü kata inelim..

Aha! bu da nesi? Bunlar Japon 'Toyota' ile Alman 'Opel' değil mi... eyvah eyvah!! durum berbat... onlarda da işler kötü.. baksanıza ortak bir altılı yapmışlar, iş-güç yok..vakit geçsin hesabı, peki bol şans!! Bir yan oda 'bir takım kişisel gereçleri' koymak üzere ayrılmış, dedik ya çok kullanışlı diye.. Yan tarafa geçelim.. Darkwood'un bütün davulları adına!!! kapalı mekanda Sigara haa?? Olmaz, olamaz, imkansız..

Zemin katta da durumlar karışık.. Fiat ve Röno el ele vermiş, ne yaptıkları belli değil.. Ve işte Diğer!!! sistemin en anlamlı bölümü.. Burada ayrımcılık, burada sınıf varkı yok.. Lamborghini de olsan serçe de, Ferrari de olsan, Doğan da, yerin burası kardeşim mesajı veriyor.. görmek istediğimiz hareketler bunlar. Sistemin 12'inci ve son gözü yoruma açık sevgili okur, biz buraya 'çok at' yazmaktan yanayız.. Bu bölüm için yorumlarınızı beliyoruz. Saygılar...

Monday, 22 June 2009

Denil-SON durak!

"Denilson'un, 1997'de Tournoi de France'da, sansasyonel bir serbest vuruşla Real Madrid kapısını açan Roberto Carlos ve elden çıkarılan Ronaldo'nun yanı sıra sezonun en sevilen Brezilyalısı olmak için birkaç çalım atması yetmişti. Avrupa'nın yarısı kuyruğa girmiş, ama yarışı yaklaşık 63 milyon Mark (Ronaldo ve Rivaldo'ya ödenenden daha çok) ödeyen orta halli bir İspanyol kulübü olan Real Betis Sevilla kazanmıştı. Ama Denilson yalnızca bir kez daha parladı, o da 1998 Dünya kupası'nın hemen öncesindeki bir Nike reklamında havaalanı sahnesindeki çalımla. 20 lig maçında tek bir gol atamadı. Real Betis Sevilla ikinci lige düştü. Kulüp Denilson'dan kurtulamadı; milyonlar ödenmeye devam etti, ta ki 2001'de birlikte yeniden birinci lige çıkana dek.
2001 sonbaharında Betis kısa bir süre için ligde lider olup sansasyon yarattı, ama genç oyuncunun şöhreti, on takım arkadaşıyla birlikte kiraladığı kadınlarla özel bir antrenman salonunda fuhuş yaparken kulüp yetkililerince yakalanınca sona erdi."



Bu yazı 2004 yılında ithaki yayınlarından çıkan, Christian Eichler'ın "Futbolun Beceriksizleri Ansiklopedisi" isimli kitabından alınmıştır. Betis, Denilson'u São Paulo'dan 32 milyon dolara transfer ettiğinde bu bedel tüm zamanların en yüksek transfer ücreti olmuştu. Ancak tam bir fiyasko ile sonuçlanan bu transfer iki tarafa da hayır getirmedi. Betis İspanya ligi'nde orta sıralara mahkum oldu, Denilson Betis'ten sonra bir çok kulüp gezdi ve hiç birinde 1 sezondan fazla kalmadı. En son soluğu Vietnam ligi ekiplerinden Hai Phong'da aldı. 31 Yaşındaki oyuncu Pazar günü yeni takımının formasını giydiği ilk maçta fileleri havalandırdı. Ancak sakatlanarak 60. dakika'da oyundan çıktı. Hai Phong maçı 3-1 kazandı ancak ligdeki durumu pek umut vermiyor. 14 takımlı Vietnam ligi'nde 9'uncu sırada. Teknik Direktörleri Vuong Tien Dung, Denilson'la birlikte daha da yukarılara çıkmak istiyor. Bakalım "çalımbaz" Denilson Hai Phong'u yukarılara çekebilecekmi yoksa geçerken yolu Vietnam'a da mı düşmüş, hep birlikte göreceğiz...


Bu kitap ve Denilson vasıtasıyla, nostalji yapmış olduk. Tam da bir başka transfer rekoru Cristiano Ronaldo ve Real Madrid tarafından kırılmak üzereyken. 90 dakika'nın sonunu bir atasözü ile bağlayalım, mesaj kaygılı olarak; "ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.."

not: "başlangıçta şansları yoktu, üstüne bir de işleri ters gitti" motto'suyla yola çıkan kitap yakından tanıdığımız Daum, Rijkaard,Alpay Özalan gibi isimlere de selam sarkıtmadan geçmiyor.

Tuesday, 5 May 2009

O bir Şampiyondu; Tansel

16 yıl önce bugün dünyaya geldi Tansel. Kudret.5'ten olma, Neval'den doğma kır bir arap atıydı..

3 ağustos 1996 günü İstanbul hipodromunda yarışseverlerin karşısına çıktı ilk kez. Ve bu yarışı 1.12 saniye farkla potayı önde geçerek noktaladı. 1996 yılını İstanbul'da tamamlayan Tansel, koştuğu 4 yarışı da kazandı. Aralarında Sıhtaha, Benkar gibi ileride Türk yarışçılığına damga vuracak olan, kendinden daha fazla koşu tecrübesine sahip 3 yaşlı rakiplerine şans tanımadı.

1997 yılını Şubat sonunda İzmir'de açan Tansel, 3 yarış koştuğu Şirinyer kumu'nda 2 birincilik alır. Bozdağ ve Sergen gibi kendinden büyük, önemli isimleri geride bırakır. 30 mart'ta aynı grupla koştuğu kum yarışta Bozdağ ve Sarar'a geçilip, Sergen'in önünde üçüncü olur ve tekrar İstanbul'a döner. Mayıs ayında koştuğu iki yarışta da potayı açık ara önde geçmesine rağmen birincilikleri sayılmaz ve sonunculuğa atılır. Bu yarışlardan birinde Sergen'e ve yavaş yavaş şampiyon olarak anılmaya başlanan Haberbatur'a yaklaşık 1 saniye fark yapar.

1998'de 1 yıllık aranın ardından Adana'da sezonu açan Tansel, Şubat'ın önünde birinciliğe uzanır. İstanbul'a dönen Tansel, 5 yarış üst üste birinci gelir. Aralıkta İzmir'e geçen Tansel, kumda uzak farkla 5. olup bu yılı kapatır.

1999 yılını İstanbul'da geçiren Tansel, 4 çim yarışında 3 birincilik alır. Kasım ayında koştuğu kum yarışında Yenifoçalı'ya burunla geçiliP sezonu kapatır.

2000 Mayısı'nda İstanbul'da üst üste 3 birincilikle başladığı yeni sezonu, Ağustos başında Ankara'da dördüncülükle noktalar.

2001 Mayıs'ta, Erselçuk, Karataş ve Yavuzca'yı geçerek sezona başlayan Tansel, Altılı ganyan dahilinde koştuğu sezonun ikinci yarışında Bekir Gökçe 'yi start çıkışında üstünden atarak 1.05 ganyanla girdiği yarışı derecesiz tamamlar. Daha sonra üst üste 5 yarış kazanan kır at, 4 ağustos 2001'de bir daha dönmemek üzere İstanbul pistlerine veda eder. Bursa'da Deprem'in ardında ikincilikle sezonu noktalar.
2002'yi şubat ayında İzmir'de açan Tansel, kumda altıncı olur. Daha sonra çimde koştuğu 3 yarışı kazanan Tansel, bu koşularda; Zabit, Şampiyon Anadolu Ateşi, Yavuzca, Veyselcan ve Erselçuk gibi başarılı atlara uzak farkla üstünlük sağlar ve İzmir'e de veda eder.
Bir kez koşup ikinci kaldığı Bursa pistine dönen Tansel, başarılı atlardan Dragon'u geride bırakarak, daha önce üzdüğü Bursa'lı yarışseverlerin huzurundan bir zaferle ayrılır.
Ankara'ya geçen Tansel çimde bir yarış kazanıp, kumda geçilir ve Ankara pistlerine de aralık ayında son kez çıkmış olur.

2003 Ocakta yarış kazanmadığı tek hipodrom olan Urfa pistine merhaba diyen Tansel,3 yarışını da kazanır. 24 mart 2003'te altılı ganyan dahilinde koştuğu son yarışında rakiplerinin 3 saniye önünde potayı önde geçen Tansel, 10 yaşında pistlere veda eder.
Yarış yaşamında 44 koşuya çıkan Tansel, 33 kez birinci gelir. İstanbul'da 26 koşuda 21 kez ganyan olan Tansel, İzmir'de 8'de 5, Bursa'da 2'de 1, Ankara'da 3'te 1, Urfa'da 4'te 4 ve Adana'da 1'de 1 yapar. Bütün hipodromlarda yarış kazanan Tansel, 33 çim yarışından 27 zaferle ayrılır. En çok Tınay Adışen 'le piste çıkan şampiyon, 15 yarışta 12kez galip gelir.
Tansel son kez gazete foto-finişi'nde.

Rahat uyu, unutulmaz Şampiyon...

Tuesday, 3 March 2009

-Ci yapım eki ile biten Kemal Sunal filmleri..

meraklı köfteci filminden..

Bu gereksiz araştırmamı bilgilerinize sunarım..

  • Meraklı Köfteci (1976) / Zeki Ökten
  • Üç kağıtçı (1981) / Orhan Aksoy
  • Tokatçı (1983) / Engin Orbey
  • Postacı (1984) / Memduh Ün
  • Davacı (1986) / Zeki Ökten
  • Kiracı (1987) / Orhan Aksoy (favorimdir)
  • İnatçı (1988) / Kartal Tibet
  • Uyanık Gazeteci (1988) / Kartal Tibet