Showing posts with label şikayetim var. Show all posts
Showing posts with label şikayetim var. Show all posts

Wednesday, 29 May 2013

Bir devlet politikası olarak 'Alevi düşmanlığı'



Dış dünyaya gözlerinizi açıp, radarlarınızı o yönde yaşananlara biraz yönelttiğiniz anda yaşadığınız topraklardaki 'falsolar' bir bir gözünüze çarpıyor.      
Doğu toplumlarına has 'tekadamlık' her alanda (siyaset, spor, iş dünyası...) kendisini gösterirken, tebaalarının bu kadar kendilerine destek vermesi sonucu her alanda daha da tahammülfersa adımlar atıyor muktedirler.
Uzun süredir Fenerbahçe'yi yöneten Aziz Yıldırım ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan benzer şekillerde ülkesinde yaşayanlara ve sempatizanlarına 'kulak asmadan' icraatlarını sürdürüyor.
Çünkü ikisi de biliyor ki kendilerinden nefret edenler kadar kendilerine koru körüne bağlı bir kitle var. O yüzden kendilerine bağlı olanlarının -fanatiklerinin- varlığıyla pervasızca hareket ediyorlar.
Son icraatlar: Fenerbahçe Cumhuriyeti'nde Başkan Aziz Yıldırım "Kovdum" diyerek Aykut Kocaman'ın takımdan gönderildiğini söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti'nde ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Taksim Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesilmesini protesto eden insanlara, "İstediğinizi yapın biz kararımızı verdik" diyebiliyor.
Tamam, bizi umursamıyorlar. Peki mesajları kime?
Aziz Yıldırım'ın konuşulmaya değer olduğunu düşünmüyorum zira herkesin Fenerbahçesi kendine. Kim olursa olsun, ne yaparsa yapsın, senin Fenerbahçe ile kendince kurduğun bağ zaten değişmeyecektir. Günün birinde Aziz Yıldırım da gidecek sonuçta...
Ama Türkiye toprakları içerisinde yaşadığımız, varımız yoğumuz, en olmadı köklerimiz burada olduğu için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemlerine kafa yorabiliriz. Sonuçta bunlar bizi bağlıyor.

Kartal Devlet Hastanesi, Yavuz Sultan Selim Hastanesi olunca...
2002 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti'nin 'en yetkili' kişisi olan Erdoğan, son icraatını yaparak bir Osmanlı Padişahı, bir İslam Halifesi edasıyla 3. köprü açılışını yaptı. Tarih olarak da sembolizme kafayı takmış bir iktidar olduklarından İstanbul'un Fethi'nin yıldönümü olarak 29 Mayıs'i seçtiler.
Kesilecek ağaçlar zaten kendisi için önemli olmadığından, Başbakan mesajlarına devam ederek Başkanlık sistemi olmasa da birnevi Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe taraftarına yaptığı gibi 'tekadamlık'ıni haykırırcasına hareketlerde bulundu.
Gezi Parkı için "Biz kararımızı verdik ne yaparsanız yapın" diyen Erdoğan ile taraftarına "Oğlum isterseniz kıçınızı yırtın, ben ne dersem o olacak" diyen Aziz Yıldırım arasında pek bir fark yok yönettiği kitlenin mensuplarına tavırları gözönüne alınınca.
İkisinin de umurunda değiliz.

Sunniler hep kayiriliyordu ama...
Başbakan bizi umursamıyor ama umürsadığı bir kitle var mı acaba?
Uzmanlara göre var. 3. köprüye verilen isimde mesaj net: Yavuz Sultan Selim... Dahi Hükümdar olarak adlandırıldığına kimi kaynaklarda şahit olsak da Selim'in asıl dünya tarihine geçmesine neden olan hareketleri ve butun kaynaklarda mutlaka yer alanlari elbette ki fetihleri ve katliamları. Bu katliamların önemli kısmının hatta ezici çoğunluğunun ise 'Alevileri kılıçtan geçirmek' olduğunu da saklamak mümkün değil. Yaptiginin zulum oldugu konusunda 'aykiri' beyana rastlayamiyoruz. "Ama su yuzden yapti" da gecerli ve yeterli bir sebep degil bu arada.
Peki aslında 'reddi miras' yapılması gereken bu tavırlara neden bir ülke sahip çıkar ve ülkesinde yaşayan vatandaşlarına bu anıları hatırlatır?
Misal İstanbul'da yaşayan Alevi vatandaşların önemli bir kısmının ya da tersinden söylersek orada ikamet edenlerin önemli bir kısmının Alevi olduğu Kartal'da neden Devlet Hastanesi'nin adı birkaç sene önce 'Yavuz Sultan Selim Devlet Hastanesi' olarak değiştirilir? 
Bu eylemin ardından açılım yapılsa da bunların göstermelik olduğunu zamanla anladık. Üçüncü köprünün yapılacağı alanın bir kısmı ise Sarıyer ilçesi sınırları dahilinde. Bu ilçe de genelde Karadenizli insanların yaşadığı bir bölge. Karadeniz'de pek Alevi olmadığını söylersek burada Başbakan'ın başka bir yere mesaj verdiğini söyleyebiliriz.
Geçtiğimiz günlerde açıklanan bir raporda Türkiye'de Sünnilerin kayırıldığı açıklanmıştı. Araştırmayı (BBC Turkce, 21.5.13 / Ilhan Tanir / http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/05/130521_dini_ozgurlukler_raporu.shtml) ilk okuduğumda "Yeni mi öğrendiniz, günaydın" diyesi oldum ama şimdi dönüp bakınca rapor anlam kazandı benim için.
Bir süredir Suriye'de devam eden karışıklık / savaş / katliam / dramın gelecekte yaratacağı sıkıntılardan bahsedilirken ana konu 'Alevi-Sünni' çatışmasının yakınlarda bolgeyi saracagina gelip dayanıyordu. Tabii bu çatışmanın yanıbaşımızda olmasından ötürü Misaki Milli sınırları içerisine sıçramasının kaçınılmaz olduğu da dillendiriliyor. Uzmanlar ve analistlerin bu tahminleri günden güne hızla ilerlediğimiz bir buhranı haber verirken köprü temel atma törenindeki seçimle Türkiye bir kez daha tarafını seçmiş oldu. Türkiye yine nerede durduğunun bir önemi olmaksızın safını 'Alevilerin karşısındayız' olarak belirledi. Yani olasi catismada -Allah korusun- kopruye adini vererek mirasina sahip cikan Turkiye Cumhuriyeti hukumetinin, icraat olarak da Yavuz Sultan Selim'in devamini yapmayacaginin garantisini kim verebilir? Ulke tarihimizde ayiplarimiz saymakla bitmezken, yaptigimiz tek sey gecmis icin ozur dilemek yerine, mirasimizi sanli bir tarihmis gibi sahiplenerek 'sopa' olarak yeni nesillerin tepesinde tutmak oldu.
Anlaşılan yıllar geçtikte bazı şeyler hiç değişmeyecek. Devlette devamlılığın esas olduğu söylenir. Demek ki sözkonusu nefret olunca da devamlilik esasmis! 
Alman General Otto Van Bismarck'in unutulmaz sözü zaten siyasetçileri neden sevmememiz gerektiğini bize anlatıyordu da bugün bir kez daha hatırlamanın zamanı olduğunu düşünüyorum: "Sosis ve siyasetin nasıl yapıldığını bilenler geceleri rahat uyuyamazlar..."
Bu kadar 'kin dolu ve yönettiği kitleye düşman gibi davranan' kişiler rahat uyuyamıyordur umarım. Tek yapabildigimiz bunu ummak zira.

Monday, 12 November 2012

Bu ülkede 'grev' vardır...


Geçen hafta içerisinde çalıştığım iş yerinde ufak çapta tartışmalar peşi sıra birbirini izlerken yanımdaki kişi "Neler oluyor" şeklinde soru sorduğunda "Hiç birimiz burada mutlu değiliz" cevabını vermiştim ona. Kastettiğim çalışma ortamımızdı ama bunu ülke sathına yaymamız da mümkün.
Herhangi bir İzlandalının ömrü boyunca göremeyeceği gerginliği, aksiyonu biz bir saat içerisinde yaşıyoruz. Her günümüz bir öncekini aratır oldu...
Bunlar bilinen şeyler ve kanıksadık zaten. Artık bize ters gelen bir şey yok, hiçbir şeye şaşırmıyoruz ve ilgimiz de yok. Eskiden bazı haberler için oturur düşünürdük, şimdi o habere bakmayabiliyoruz bile. Yine her alanda kullanılabilecek bir alıntıyı dillendireyim burada. Duayen görsel tasarımcı Bülent Erkmen'in tasarım için kullandığı bir söz vardır: Çok bağıran tasarım bir süre sonra duyulmaz olur.
Gündem yoğunluğu bizi de kayıtsız hale getirdi sonunda. Suni tepkilerle twitter, facebook, blog üzerinden iki kelime edip işimize geri dönüyoruz.
Ama insanlar da ölüyor bir yandan. Yönetimden memnun olmayan kişiler seslerini duyurmak için ölüme yürüyorlar. Fakat yönetim de 'fazla tepki' nedeniyle artık duymaz olmuş. Hangi biriyle uğraşsınlar ki! Aldıkları her kararla ülkede 'kuru kalabalık' olan bizleri yok sayıyorlar. Hiçbir şey bize sorulmuyor. Evin salonunu değiştirir gibi şehrin en önemli meydanını değiştiriyorlar. Bir sabah uyandığımızda yeni salonla karşı karşıya kalır gibi yeni meydanlarımızı görüyoruz...
Ölmek üzere olan insanlara ise değinmiyorlar bile. Açlık grevi yapanlar günden güne 'ebedi istirahatgahlarına' doğru yol alırken onların yolunu kesecek adımlar atılmıyor.
İdam cezası olmayan bir ülkede herhangi bir suç nedeniyle bir insanın hayatından olmasını kabul edebilir miyiz? Bu soruya cevabımız hayır ise bizi yönetenlerin adım atmasını beklemek hakkımız. Ama maalesef yöneticiler 'İdam cezası geri gelmeli' minvalinde sözler sarfediyorlar. Kötü günler yakında galiba...



Televizyon tarihinin en sıradışı yapımlarından biri olan ve altmetninde verdiği mesajlarla 'ufuk açan' South Park isimli çizgi filmden bir sahne aktarayım (South Park'ın altmetin zenginliğine bir örnek vereyim. Böyle zengin gönderme içeren film çekemiyoruz, bırakın diziyi). Hatırlarsınız 'milenyum' yaklaşırken, o tarihte kıyametin kopacağını düşünen bir intihar tarikatı vardı. Ve onlar toplu halde 'kıyameti yaşamadan önce intihar etmeyi' planlıyorlardı (Bölümü bulunca ekleyeceğim). Bir evde yüz kişi kadar toplanan bu tarikat South Park'ın bir bölümüne konu olmuştu. Evde toplanan kitlenin etrafını polis sarmıştı. ABD polisi dışarıdan yaptığı anonsta şu ifadeyi kullanıyordu: "Hiçbirinizin intihar etmesine izin vermeyeceğiz, hepinizi öldürmemiz gerekse bile!"




Bu sahne diziyi izlerken eğlenceli ancak gerçek hayatta acıtıyor. Buradan 'Bu ülkede grev vardır' diye tanımlayacağımız 'Cennet Vatan'a getireyim sözü. Galiba bizim siyasetçiler bu bölümdeki polis rolüne soyunuyorlar: Hiçbirinizin açlık grevi yaparak ölmesine izin vermeyeceğiz, hepinizi 'hayata dönüş'le öldürmemiz gerekse bile...

Tuesday, 17 April 2012

Biz bebekken X5'e biniyürdük dayy!

Aşağıdaki resimleri "Adını Feriha Koydum" dizisinin yayınlanan son bölümünden aldım. Bu bölümde dizinin esas oğlanı Emir'in çocukluğuna geri dönüşler vardı. Şu an dizide Üniversite öğrencisi olan ya da Üniversite'de Yüksek Lisans yapan Emir'in yaşı en az 22-23 olmalı. Bu bölümde gösterilen "Çocuk Emir" de 4-5 bilemedik en çok yedi yaşında olmalı. Yani yaklaşık 15 sene geriye gidiyoruz ve o tarihte Emir'in annesiyle birlikte BMW X5'e bindiğini görüyoruz.

İyimser ihtimalle 15 sene, gerçekçi bakmak gerekirse yirmi sene önce BMW X5 modeli mevcut değildi, esamesi bile yoktu. Milyonların takip ettiği, en çok izlenen diziler arasında yer alan bir yapımda böyle fahiş hatalar olması komik. Ama şu da var; bu Emir ve ailesi çok zengin, belki o tarihlerde, daha X5 yokken, X5'e biniyorlardı. Başlık tüm Ormancılar için gelsin.

Wednesday, 23 February 2011

adama böyle özür diletirler!!

Hürriyet'teki köşesinde pek çok kez Alex'e hakaret boyutunda eleştiriler yapan Altan Tanrıkulu, 4-2 biten Beşiktaş maçından sonra yazdığı yazının başlığında Alex'ten özür diledi.

Bu blog'da Tanrıkulu'nun saçma sapan yazılarından alıntı yapıp, öne sürdüğü fikirlerin saçmalığını, tutarsızlığını anlatmaya çalıştım. O ise sürekli saçmalamakta ısrar etti, bir halttan anlamadan yazılar yazmaya devam etti. Alex'li Fener maç kazandıkça, hırsından, sinirinden ve utancından iyice saçmaladı. Beşiktaş maçından sonra Alex'den özür dileyen bir yazı yazdı. O yazıyı okuyunca, Tanrıkulu'nun Alex takıntısından hiç bir zaman kurtulamayacağını, bu ikilimde bocalayıp duracağını bir kez daha anladım. Yazıda şöyle komedi bir cümle var; Tanrıkulu Alex'e diyor ki: "
Deparı zayıf, fiziki yönü zayıf, üst düzey rakipler karşısında çabuk oyundan düşen bir futbolcusun". Komedi'nin böylesi görülmedi! O zaman Messi'ye de, Ronaldo'ya da derler ki kardeşim senin de kaleciliğin çok kötü. Volkan Demirel'e de sende hiç son vuruş yok derler.. Bir futbolcunun bütün özelliklerinin tam olmasına imkan var mı? Böyle bir saçmalık olabilir mi? olur tabii, Altan Tanrıkulu yazarsa her türlü saçmalık beklenir.. Aşağıda Tanrıkulu'nun eski yazılarından alıntıladığım bölümler var. Ben o yazılanları unutmadım. Bugün kendisi çıkmış özür diliyor ama özür dileyecek şeyler yazmadan önce, bu camia'nın gelmiş geçmiş en değerli insanlarından birine hakaret ve itham'da bulunmadan önce düşünecekti. Ben yazılanları unutmadım ve unutmayacağım. Tanrıkulu bu çelişkinin içinde daha çok saçmalayacak. Neler yazmıştı, Alex'i nelerle itham etmişti?
  • Cahil taraftarın kahramanı Alex'in 90 dakikalık oyuncu olmadığını kabullenemediler.
  • Aylardır frikikten gol atamadığı halde ve takım içinde bunu daha iyi yapan arkadaşları varken çok kritik frikikleri o kullandı.
  • KİMSE bana bugün Alex'in yaptıklarını, attıklarını anlatmasın.. Ben onların kitabını, Fenerbahçe tarihini yazdım..
  • Elano, Diego, J.Baptista gibi isimlerin neden Brezilya Milli Takımı'nda oynadıklarını ama Alex'in alınmadığını açıklasın..
  • Bu takımın çok iyi sprinter ve asist özelliği yüksek bir forvetle, bitirici bir santrfor arkasında Emre'yi, Özer'i oynatsa ne olacağını bırakın başkalarını, Fenerbahçe kaptanı Alex anlatsın..
  • Alex için, Fenerbahçe kaptanı için kendisinin imza atması, kendisinin ilk onbirde olması, kendisi varken maç kazanılması, gol atması, asist yapması daha önemli, kimse kusura bakmasın..
  • Alex, Alex'e saygı duyuyorsa, kaptanlık bandını takacak kadar Fenerbahçeliliği özümsemişse, Daum'a gidip, “Beni ikinci yarı kullan” demeliydi.
  • Artık ayakları beyninin her isteğini yerine getiremiyor.
  • Takımın kilit oyuncusu Alex yaşlı ve temposuz.
  • Kaptanlık, sözleşme yenilenme zamanında kulüp üzerinde baskı kurmak değildir.. Herkesten fazla para almaya çalışmak değildir.. Hakemlere işini öğretmeye kalkmak değildir. Takım yenilirken soyunma odasına giderek teknik direktörü protesto etmek değildir..
  • kaptan Alex, kulüp üzerinde baskı kurup imza attın..
  • "Alex çok ağır.. Önüne atılan toplara koşarken, 5 metre arkasından gelen rakip topu ondan alıyor..

Monday, 21 February 2011

OHA!

Ntvspor.net yine şov yapmış.. İtalyan Ranieri'yi Arjantinli yapmış! Vay be!

Saturday, 5 February 2011

Ucube

Şu sıralar televizyon'da sıkça dönen Türk Telekom Arena reklamı bir facia. Cem Yılmaz'lı olanı değil Spartaküs apartması olandan bahsediyorum. Hani gladyatörler korku içinde demir parmaklıkların ardından çıkacak aslanı bekliyor da çıka çıka ne idüğü belirsiz bir yaratık, bir hilkat garibesi çıkıyor ya. Elinde bir mızrak olduğu görülen ucube'nin içindeki mor kıyafet dikkat çekiyor, üstünde de seksi deri giysiler var. Ne bulduysa takmış takıştırmış, altın kemerler-kolyeler göz kamaştırıyor. Kolları ve bacakları insan kolu-bacağı olan bizim garip yaratık etrafı süzdükten sonra bir atlet çevikliğiyle elindeki mızrağı ileri fırlatıyor. Bu sırada kamera stadyumun dışını kesiyor, sonra da mızrağı uzaya kadar takip ediyor... Gladyatörler korku içinde olacakları beklerken, mızrak geri geliyor atıldığı yere. Bizimki aynı çeviklikle havada yakaladığı mızrağı toprağa saplıyor, etraf yeşeriyor, stadyuma bahar geliyor, gladyatörler toz oluyor falan.. Büyük merak içindeyim; bu reklamı yapan arkadaşlar, bu "sözde aslan" ucube'yi meydana getirenler ortaya çıkan şeyi hiç izlemediler mi? Bu çirkin, bu garip yaratığı kim, ne düşünerek yarattı? Ancak art niyetli birileri bir aslanı uğraşıp bu kadar çirkin, garip bir yaratık haline sokabilir. Bildiğimiz, dört ayaklı ormanlar krali aslanın nesini beğenmediniz de dalga geçer gibi, bu hilkat garibesini koskoca Galatasaray'ın simgesi olarak insanların gözüne sokuyorsunuz.

Wednesday, 15 September 2010

Spikerlikte yeni moda: bozuk plak ekolü

Önce Ercan Taner, Türkiye'nin Belçika'yı 3-2 yendiği maçın ardından, yaklaşık sekiz kere falan "maç bitti" diye bağırdı. Ardından Murat Murathanoğlu, Türkiye finalist olunca 150 kere "Kerem Tunçeri" dedi ve takıldı kaldı, zor durdurdular. Bursaspor x Valencia maçında da spiker son dakikalarda dört kere "Turgay'ı çektiler orada" diye haykırdı. Yeni moda bu, bakalım daha neler olacak.

Saturday, 3 July 2010

Güle güle Dunga!

Klişe laftır: "Ben demiştim demeyi sevmem ama..." Niye sevmiyorsun "ben demiştim demeyi"? O zaman niye "diyorsun"? Bu ifade'deki ego, bence "ben demiştim" ifadesinden yüksek. Ben, "ben demiştim" diyorum. burada!


Futbol'da iki kere iki'nin dört ettiği bir sürece tanıklık ettik. Bu kadar yanlışla Brezilya ancak çeyrek finale kadar gelebildi. Evet, kuşkusuz kupayı da alabilirdi, iki kere iki beş edebilirdi, ama etmedi, tutmadı. Güzel oldu.

Brezilya'nın kadro tercihleri çok kötüydü. Dunga'nın oyun zekasına inanmıyordum ayrıca giydiği kıyafetlere fena kafayı takmıştım. Yeşil tişört, pembe gömlek, siyah palto kombinasyonu ya da sarı tişört mor gömlek kombinasyonu, vuvuzela'dan daha yıpratıcıydı maçlar esnasında.

Elano'yu kadroya aldı, bu hamle, seçimlerini ezbere yaptığına delalet ediyordu. Melo'yu da kadroya alınca, hiç şüphem kalmadı. Tuttu bir de Bastos'tan sol bek yaptı. Bu kupa, eğer forvet oynasaydı, Bastos'un kupası olabilirdi. Yaptığı doğru işlerden biri Ramires'i kadroya almak oldu. O doğruyu da, Ramires'i kupada sadece 105 dakika oynatarak yok etmeyi başardı. Brezilya'nın teknik futbolundan nasibini hiç almamış, Juventus'ta rezalet bir sezon geçiren Melo ise 291 dakika sahada kaldı.

Dunga daha gömlek seçemiyor, oyuncu nasıl seçecek. Ahh O yeşil tişört, pembe gömlek yok mu?... ahh..iyi oldu. Bir Dunga ve kombinasyonları seçkisi hazırladım buyrun.

Thursday, 17 June 2010

NTV Spor, sen nelere kadirsin!

Başlık "Kral Kupası'nda yeni statü", haberin içi "İspanya Süper Kupası" diye devam ediyor. Süper Kupa bundan böyle iki maç üstünden oynanacakmış. 30 senedir zaten iki maç oynanıyor. Gel de Bu haberin içinden çık. Anlayan beri gelsin. Girdikleri haberi bir kere okumaktan acizler.

Wednesday, 21 April 2010

bayılıyoruz NTV'nin yanlışlarına!

Ntv'nin web sitesindeki yanlışları artık yadırgamıyoruz. neredeyse doğru haber yok zaten. Yalnız güzel olan okurların alt bölümde yaptığı mükemmel yorumlar. Sırf bu yorumları görmeye devam etmek için, yanlışlar hiç bitmesin diyorum. Son örnek burada. Yorum yazan arkadaşın eline sağlık.

not: Samaranch, son olarak aralık 2007'de hastaneye kaldırıldı yazılmış. Bu bilgi de yanlıştır. Samaranch daha geçen Ekim'de Monako'da kalp krizi geçirip, hastaneye yatmıştır.

Bir başka efsane hata - efsane yorum!

23 mart'ta da böyle bir haber girilmişti. "Karakulak", haber içinde önce "kabakulak"a daha sonra da "karabulak"a dönüşmüştü. Haliyle kafası karışan bir okur da yorum bölümüne şu satırları düşmüştü:

<< şimdi ben anlamadım; bu hayvanın adı "karakulak" mı? "kabakulak" mı? yoksa "karabulak" mı? >>

Bu yorumdan saatler sonra haberin içindeki "kabakulak" ifadesi düzeltildi. Ve okurun bu süper yorumu da hemen yok edildi. Arkadaşa bu harika yorum için teşekkürlerimi sunuyorum. Şuan arkadaşın yorumu gözükmüyor, "kabakulak" ifadesi de yazıdan silindi ancak hala "karabulak" haberin içinde duruyor.

Dileyenler efsane haberi buradan görebilir. Şöyle bağlayalım; "satır-satır, hece - hece.. hiç bitmesin gündüz-gece.."

Thursday, 8 April 2010

bir tespit

artık haberlerde her cümlenin sonu "soruşturma başlatıldı" ile bitiyor.

Tuesday, 6 April 2010

Barselona ruh sağlığımızı bozdun!



Türk basını 'dört' köşedir herhalde. Barselona'nın Arsenal'i
4-1 yenip son dörde kalması Katalonya topraklarında bile buradaki kadar çoşkuyla karşılanmayacaktır. Şimdi hafta boyunca Barselona'nın yenilmez olduğundan söz edilecek, Messi uzaylı mı tartışmaları alevlenecek, kötü espriler birbirini kovalayacak, 'El klasiko' için ahkam kesilecek. Daha da kötüsü 'Barselona'nın oynadığı futbol ise Bizim süper lig'de oynanan nedir' tadındaki muhabbetler bırakın gazeteyi, televizyonu; otobüste, minibüste yakamızı bırakmayacak.
El klasiko geliyor. Ntv'nin bu sezon Barselona partizanlığı tavan yapmış durumda. En son, Mallorca-Barselona maçını izlerken bu durumdan bir kez daha nefret ettim. Doksan dakikası başa baş geçen maçta Murat Kosova Barselona fırtınasından bahsetti durdu. Barselona maçı karambol bir golle 1-0 kazandı. Mallorca'nın direkten dönen topları vardı. Ancak anlatım o kadar tek taraflıydı ki bu kadarına "Pes" denir. Mallorca'nın oyuncu değişiklikleri bile duyurulmazken, beş dakika içinde sekiz kez; Barselona'da oyuna giren Jonathan dos Santos'un Galatasaray'daki Giovani'nin kardeşi olduğundan bahsedildi. Ya bırakın, Barselona fırtınasının (!) içine bizim çirkin (!) ligimizi bulaştırmayın.
Aslında asıl mesele; Ntv'nin, Zidane'lı, Beckham'lı, Ronaldo'lu, Figo'lu, Carlos'lu Real Madrid kadrosuna da aynı muameleyi yaptığını hatırlamakta. Gerçi ben hiç bir zaman böyle bir bombardıman görmedim. Neyse bu aralar Barselona moda (!) fena sıktı ama bitmesini bekliyoruz.

Wednesday, 3 March 2010

Kafalar karışmış biraz? #2

Milliyet ve Vatan gazetelerinin 27 Şubat 2010 tarihinde gerçekleşen 8.8 şiddetindeki 'Şili depremi'ne dair yaptıkları haberler. İkisi de depremin büyüklüğünü '17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'yle kıyaslamışlar. Ve bakalım ortaya ne çıkmış. Vatan'ın manşeti de ayrıca manidar. Belirtmeden geçmemeli.

Tuesday, 2 March 2010

Altan Tanrıkulu komedisi..2

Alex'e yaptığı haksız eleştiriler sebebiyle Hürriyet yazarı Altan Tanrıkulu için Daha önce de burada bir yazı yazmıştım. Tanrıkulu Şubat ayını da yine her yazısında Alex'e hakaret ederek geçirdi.

27 şubat 2010 tarihli yazıya bakalım;


Sunday, 24 January 2010

'DELİ'nin mabedi kar'a teslim

Bakırköyspor'un antrenman tesisleri, Atatürk havalimanı'nı büyütme çalışmaları kapsamında yakında yok olacak. Umarım ileride başka bir sebeble bu eşsiz stadyum da tarihe karışmaz.

Sunday, 27 December 2009

kılap nedir?

a) Beyaz gömlekli, kirli sakallı ağır abilerin dans konusunda maymunlaştığı yerdir.

b) Süslü - püslü - topuklu ablaların, a şıkkında tarif edilen abilerce kiralanan loca ya da standların diğer kılabırlarca çizilmiş sınırlarında arzı-endam eylediği alandır.

c) İçeri alınmak için bir takım yeterliliklere sahip olunması gereken yoksa kapıda duran ve "the world's strongest man" yarışmasından seçilen kişilerce geri çevrilmeniz banko olan mekandır.

d) Resmi içeceği; locaların ya da standların ortasında kendine ayrılmış özel bölmede takılan votka, resmi müziği de dj'lerin ne idüğü belirsiz remikslerinden ibaret olan yerdir.

e) Hepsi.

Tuesday, 1 December 2009

Tribünlere oynamaya soyunmak

Beşiktaş'ın başkan adayı Murat Aksu'nun Hürriyet'e yaptığı açıklamalar, 1 aralık 2009 günü, gazetenin spor sayfasında okuyucuyla buluştu. Aksu özetle, her başkan adayı gibi tarihe geçecek hizmetler için göreve soyunduğunu, hiçbir şeyden korkmadığını, Beşiktaş'ın kötü yönetildiğini ve her geçen gün kötüye gittiğini belirtiyor. Bu noktaya kadar anormal bir şey yok. Alıştığımız vaatler. Yalnız şu alıntıladığım talihsiz açıklama çok düşündürücü:

Sunday, 29 November 2009

Cemiyet-ti artık!

Habertürk tv'de,cumartesi akşamları yayınlanan "HT Kulüp" programının metin yazarı/ları sözüm size;

programda kullanılan bütün cümleleler "Cemiyet" diye başlıyor ve ya "hayatının seçkin simaları" ya da "hayatının önde gelen isimleri" diye devam ediyor. iki dakikalık bir bant içinde 8-10 kere "cemiyet hayatının önde gelen isimleri" - "cemiyet hayatının seçkin simaları" ifadelerini duymak, travmatik sonuçlar doğuruyor. Bant bitince, sunucu olan hanımefendi de bir sonraki bantın tanıtımına yine aynı cümlelerle başlıyor. Durum böyle olunca da seyirci ikrah getiriyor. Türk Dil Kurumu sözlüğünden cemiyet yerine ikame edilebilecek bir öneri yapalım: "Yüksek Sosyete".

Programın Habertürk internet sitesinde yer alan tanıtımı da tamamen anlamsız bir cümleden oluşmakta, akşam da akaşm diye yazılmış. şöyleki;

"Cemiyet hayatının seçkin simaları, iş dünyasının önde gelen isimleri ve sanatın gerçek temsilcileri "HT Kulüp" Leyla Lidya Tuğutlu'nun sunumu ile Cumartesi akaşmları 22:05'te Habertürk'te..."


ne dersiniz, programın metin yazarları bu tanıtımı da yazmış olabilir mi?

Monday, 12 October 2009

Altan Tanrıkulu komedisi..

Aşağıda,Fenerbahçeli Alex düşmanlığı ile ünlü Altan Tanrıkulu'nun 2009 yılında Hürriyet'te yazdığı yazıların bazılarından alıntılar bulacaksınız. Herkesin Fenerbahçe'nin başarısını ve Alexin -herzamanki- üstün performansını övdüğü bu günlerde maalesef!! Altan Tanrıkulu'nun değerli yazılarını göremiyoruz.

Aşağıdaki yazılara geçmeden, yazılanlara ilişkin ufak notlar eklemek isterim:
*Bu yazı zaten Alex'e yapılan haksızlıklar üzerine derlenip,toparlandı. Bu yüzden Alex'le ilgili,hakaretamiz yazılara değinmeyeceğim,yorum okuyanlarındır. Zaten pek bir şey söylemenin de anlamı yok gibi.

*Tanrıkulu, yazılarının çoğunda ısrarla Gökhan Emreciksin'in Fenerbahçe'ye alınmasını vurgulamış,alındıktan sonra da Alex'in yerine sahaya sürülmesine değinmiş. Fakat daha sonra oyuncunun kötü performansı kendisini hayal kırıklığına uğratmış.

*Alex'i beğenmeyen Tanrıkulu, Trabzon'da varlık gösteremeyen Alanzinho'yu göklere çıkarmış, sezonun yarısını sakat geçiren ve artık gece hayatı ayyuka çıkmış Yattara'ya methiyeler düzmüş. Ancak 5 buçuk sezondur hiç bir kötü olayla anılmayan Alex, Tanrıkulu tarafından ağır hakaretlere uğramıştır.

*Alex'e sürekli alternatif arayışında olan Tanrıkulu'nun son keşiflerinden biri de şuan Bayer Leverkuzen forması giyen, Brezilyalı Renato Augusto'dur. Leverkuzen'de ikinci sezonunu geçiren Augusto, şu ana kadar Bundesliga'da çıktığı 39 lig maçında 2 gol atabilmiş. Brezilya A milli takım forması ile de tanışıklığı yoktur. Alex'le aynı mevkide oynuyor,10 numaralı formayı giyiyor,yaşı da 21. Tanrıkulu belki, tekrar yazı yazmaya dönerse, Alanzinho,Yattara ve Augusto hakkında da hayal kırıklığına uğradığını söyleyebilir.

Bahsettğimiz yazılara bakalım; özellikle 14 şubat'taki talihsiz ve gereksiz yazıya dikkat..



31 ağustos tarihli yazıdan alıntı

Kazandıran adam!

Alex varken F.Bahçe Alex kadar oynuyor da ondan. Alex hazır değildi, sakatlıktan yeni kurtulmuştu. İlk onbirde oynamamalı, maç kötü giderse oyuna girmeliydi. Ama dün ilk onbirde oynadı. Rahat kazanılabilecek bir maçta Fenerbahçe çok zorlandı.
Sezon başından beri az atsa da çok atsa da Fenerbahçe'nin oynadığı futbolu ve girdiği gol pozisyonlarını hatırlayın. Bir de dünü.

Alex varken

Daum mu istedi Alex'i ilk obirde oynatmak yoksa başkan Yıldırım mı? Sanmıyorum... Çünkü onun sözü şampiyonluk üstüne. O zaman kim ısrarcı Alex'in hazır olmadan ilk onbirde oynaması konusunda. Tabii ki Alex.
Alex için, Fenerbahçe kaptanı için kendisinin imza atması, kendisinin ilk onbirde olması, kendisi varken maç kazanılması, gol atması, asist yapması daha önemli, kimse kusura bakmasın..
Alex, Alex'e saygı duyuyorsa, kaptanlık bandını takacak kadar Fenerbahçeliliği özümsemişse, Daum'a gidip, “Beni ikinci yarı kullan” demeliydi. Mehmet Topuz Türkiye'nin en güçlü orta saha oyuncularından biri. Savaşan Fenerbahçe için alındı. Özer'in Ankaraspor'daki performansını sanırım Daum bilmiyor ya da Aykut Kocaman'a sormuyor. Savaşan Fenerbahçe'de Semih'e de yer yok Alex varken...
Daum'un kredisi var tabii. Ama eskisi kadar değil... Çünkü kurulan takım, açıklanan hedefler bu kez daha büyük.. Alex için Alex Fenerbahçe'den daha önemli... Daum için öyle olmamalı. Yoksa zararını Fenerbahçe görür. Geçen yılki Hacettepe maçını hatırlamak yeterli. 3 gol atmıştı Alex, 7-0 kazanılmıştı maç. Fenerbahçe ligi kaçıncı bitirdi, Avrupa'da ne yaptı iyi düşünmek gerek.
Emre için birkaç satır yazmak doğru olmaz. Onu cumartesiye bırakıyorum... "


4 haziran tarihli yazıdan alıntı:

"Fenerbahçe'nin güçlü bir kadrosu var. Ama Alex'e endeksli bir takım olgusu sadece başarısızlığı değil açmazları da beraberinde getiriyor. Alex'in sezon içinde çok kritik 15 maçta forma giymediği unutuluyor, Trabzon'da attığı gol gündeme geliyor. Oyun içinde savunma ve ikili mücadele konusundaki yetersizliği önemsenmiyor, orta sahadan takip ederek golü atması ön plana çıkıyor. Fenerbahçe herkesin alkışladığı bir futbolla Beşiktaş'ı İnönü'de yenerken Alex yoktu, ama oyunun ikinci yarısında kroki duruma düştüğü İzmir'deki finalde Alex 90 dakika sahadaydı. 4-1'lik Galatasaray maçı, 2-0'lık Ankaraspor galibiyeti, Londra'daki Arsenal beraberliklerinde de Alex sakattı.

Hedefini büyütmeli

"Fenerbahçe tarihinin en başarılı yabancısı Alex. Ama sırf bu yüzden 40 yaşına kadar oynayacak hali yok. Artık ayakları beyninin her isteğini yerine getiremiyor.

Alex'in vazgeçilmez olduğunu savunan çoğu kişi, "Tuncay, Anelka, Appiah, Aurelio gibi yıldızlar olsa böyle olmazdı" diyor. Oysa Aurelio hariç bu isimler yokken de başarılıydı Fenerbahçe. Ama 5 yıldır sistem hep Alex'in üzerine kuruldu. Gelen her yıldız Alex'e sağladığı uyum oranınca başarılı oldu."


31 mayıs tarihli yazıdan alıntı:

"3 gün önce Roma'da Barcelona-Manchester United finalini izledikten sonra Türk futbolunun gerçek eksiğinin ne olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Fenerbahçe bu ligin en güçlü takımıydı. Ama üç kulvarda yarışmayı kaldıramadı. Takımın kilit oyuncusu Alex yaşlı ve temposuz. O oynadığı sürece istatistiklerini ilerletirken Fenerbahçe zaman kaybetti. Dün geceki maçta takımının ilk golünü atıyor olması ve galibiyetteki payı onu taraftarın gözünde çok değerli kılmaya devam edecek belki. Ama sezon içinde söylediği sözler iyi analiz edilmez, Alex'in dünyasında kalınırsa Fenerbahçe gelecek sezonu da kaybedebilir.

Sabırlı, akıllı ve tempolu oynayan ama oyuncu kalitesi Fenerbahçe'nin gerisindeki Beşiktaş iki kupayı da kazandı. Alex sezon içinde, "Ben hücumda etkili bir oyuncuyum. Benden top kapmam, adam kovalamam beklenmemeli" demişti. Bu işi yapacak başka oyuncular olduğunu söylemişti. Oysa dünya futbolu başka yöne gidiyor. Alex artık geride kalan bir devrin yıldızı.

Fenerbahçe yönetiminin Renato Aguosto gibi oyuncularla ilgilenmesi, yönetimde sağduyulu olduğunun göstergesi."


26 nisan tarihli yazıdan alıntı:

Messi-Alex farkı

"Dünyanın bir numaralı kulübü, deyince herkesin kafasından başka bir isim geçebilir.. Benim için Barcelona'dır mesela.. Barça'nın yıldızı kim, Messi.. Fenerbahçe'nin yıldızı kim, Alex.. Messi bu sezon ligde 28 maç oynamış.. Kupada 7, Şampiyonlar Ligi'nde 9 kez forma giymiş. Toplam 33 gol atmış.. Yazın Olimpiyatlar'da oynaması ve kazandığı altın madalya cabası.. Ayrıca her milli maç dönemi Arjantin kadrosuna katılıyor.

Peki Alex? Milli Takım boşluklarında dinleniyor.. Türkiye Kupası'nda dinleniyor? 5 haftada bir kasığından sakatlanıyor.. O oynasa da oynamasa da Fenerbahçe Galatasaray'a kaybetmiyor.. O varken Hacettepe, Belediye, Gençlerbirliği, Ankaragücü'ne kaybetti.. Kiev'e gol atamadı..

Yanlış anlamayın.. Alex Fenerbahçe'nin şu anda en büyük yıldızı, en önemli kozu, futbol zekası en yüksek oyuncusu.. Ama teknik direktörü Aragones, yıldızı Alex olan bir takım "Dünyanın en büyükleri arasına girmeyi" hedeflememeli.. Kendi ülkesindeki zaferlerle yetinmeli.. Yönetime mesajım açık.. Ya insanları boşuna umutlandırmayın ya da adımlarınızı söylemlerinize uygun atın.. "


18 nisan tarihli yazıdan alıntı:

"Alanzinho için çok fazla şey yazmaya gerek yok. Seyir zevki veren, her şeyiyle rakibi bunaltan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir oyuncu. Ona "12 trilyonluk maskot" diyenlerle onu Norveç'ten bulup getiren kişilerin aynı şehrin başarısını düşündüğünü, kusura bakmayın düşünemiyorum.. Bırakın değerlerinizi kötülemeyi de Yattara ve Alanzinho'nun keyfini sürün."

14 şubat tarihli yazının tamamı:

Fener kaptanı

"FB TV'de Fatih Demirkol'un hazırlayıp sunduğu "Kaptan Köşkü" programında konuşan Alex, İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçı bitmeden Güiza ile birlikte soyunma odasına gitmesiyle ilgili olarak şunları söyledi:

"Biz oyundan çıktığımızda takımımız 1-0 mağluptu. Hala oyunu döndürme şansımız vardı. 85'te 2. gol gelince, kendi inisiyatifimizle soyunma odasına gittik. Çünkü maç kopmuştu. Artık geriye dönüş yoktu. Zaten o dakikaya kadar yedek kulübesinden takımımıza destek vermeye çalıştık. Herhangi bir tavır söz konusu değil. Ne yazık ki, işler kötü gittiğinde bu tür haberler çıkıyor. Yenilmeseydik, bunların hiçbiri konuşulmayacaktı. Kötü sonuçlardan sonra dünyanın her yerinde bu tür haberler çıkıyor. Türkiye gibi futbolun önemsendiği ve futbolla yatılıp, futbolla kalkılan bir ülkede kötü sonuçlardan sonra bu tür yorumların olması da normaldir. Bizim, takım olarak yapmamız gereken, 2-3 haftada sonuçları normal hale getirerek, bu tür haberlerin çıkmasını engellemektir."

Kaptan kulübeyi terk etmez

Fenerbahçe Kaptanı Alex bu sözleri hem de "Kaptan Köşkü" programında söylemiş.. Fenerbahçe kaptanlığı önemlidir Alex. Bir kaptan ne olursa olsun senin yaptığın davranışı yapmaz. Kulübeyi terk etmez, terk eden arkadaşlarını en sert şekilde uyarır. Kaptanlık, sözleşme yenilenme zamanında kulüp üzerinde baskı kurmak değildir.. Herkesten fazla para almaya çalışmak değildir.. Hakemlere işini öğretmeye kalkmak değildir. Takım yenilirken soyunma odasına giderek teknik direktörü protesto etmek değildir..

Demişsin ki: "Biz oyundan çıktığımızda takımımız 1-0 mağluptu. Hala oyunu döndürme şansımız vardı. 85'te 2. gol gelince, kendi inisiyatifimizle soyunma odasına gittik. Çünkü maç kopmuştu. Artık geriye dönüş yoktu."

Alex, öncelikle sizin kulübeye gittiğiniz an maçta 80. dakikaydı.. Ayrıca geçen sezonki Belediye maçını hatırlıyor musun? 84.dakikada Fenerbahçe 2-0 yenikti. Edu ve Deivid'in golleriyle maç 2-2 bitti. Üstelik rakip 11 kişiydi. Yani Fenerbahçe gibi bir takımın maçı çevirebilmesi için 10 dakika çok ama çok yeterli bir süredir. Buna inanmayabilirsin.. Çünkü sen 2-0'dan 2-2'nin yakalandığı o maçta oynamamıştın.. Belki de 3-0'dan döndürülen Galatasaray ve Gaziantepspor maçlarından da haberin yoktur. Ya da 6-0'lık maçta Fenerbahçe'nin 30 dakika 10 kişi oynadığını da bilmiyorsundur.

Baskı kurup imza attın

F.Bahçe taraftarı seni çok seviyor Alex. Ama dünyada bu kadar büyük ekonomik kriz varken, başkanın aday olup olmayacağı bile belli değilken, takım Avrupa'da büyük hayal kırıklığı yaratmışken, senin dışında 9 arkadaşının daha sözleşmesi biterken sen, kaptan Alex, kulüp üzerinde baskı kurup imza attın.. Şimdi de kalkıp "Hedefim Aykut Kocaman'ın rekorunu kırmak" diyorsun.. Eğer Fenerbahçe'nin kaptanıysan, hedefin o formayla bir Avrupa Kupası kaldırmak olmalı Alex. Bireysel rekorlar peşinde koşmak değil..

Benden sana bir tavsiye.. Önce Marcel Desailly'nin "Kaptan" adlı kitabını oku.. Ardından Lefter ve Can Bartu'yla F.Bahçelilik hakkında sohbet et. Ondan sonra "Maç kopmuştu, artık geriye dönüş yoktu" sözlerini yorumla!"


6 şubat tarihli yazıdan alıntı:

"Ama Alex artık eski Alex değil.. Dünkü müthiş gollerine karşın fikrimde bir değişiklik yok.. Bu takım UEFA Kupası'nı kazanmak ya da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin ötesine gitmek istiyorsa Alex'in "ayağına bakan" bir takım olmaktan kurtulmalı.."

2 şubat tarihli yazıdan alıntı:

"Alex çok ağır.. Önüne atılan toplara koşarken, 5 metre arkasından gelen rakip topu ondan alıyor.. Harika golüne karşın dün sahanın en etkisiz isimlerinden biri.."

26 ocak tarihli yazıdan alıntı:

"Fenerbahçe'nin gol umutları ise Güiza ve Alex.. Ve tabii ki duran toplar.. Güiza, rakip takımın stoperi gibi.. Alex ise "Nasıl olsa 40'ına kadar oynarım bu kulüpte" havasında.. Biri beceriksiz, diğeri ağır.. Ama ikisinin de gücü yok.. Dünya futbolunun gittiği yerin tersine bir kulvardalar.. Onlar bu kadar formsuz oldukları halde sahadayken, rakibin altını üstüne getirebilecek, bazuka gibi şutlar çekebilecek Gökhan Emreciksin tribünde seyirci.. "

"Rekabet olmazsa, Güiza kaleye şut atmadan, Alex yürüyerek o formayı alırsa, Fenerbahçe'nin maç kazanması ya rakibin 10 kişi kalmasına ya da duran toplara kalır.. Benim tanıdığım Aragones adı-sanı ne olursa olsun "formda olmayana" forma vermez.."

8 ocak tarihli yazıdan alıntı:

"Fenerbahçe'nin ikinci önemli problemi Alex.. Alex'ten vazgeçmek kolay değil.. Hem de takım kötü oynarken, skora ihtiyaç duyarken hiç kolay değil.. Ama Alex bu tempoda oynadığı sürece Fenerbahçe'nin kolay maç kazanması da pek olası değil.. Çözüm basit ama uygulaması zor.. Alex'le oynarken, Alex'siz günlerin hazırlığı yapılıyor gibi.. En kötüsü de büyük yıldız bunun farkında.."

3 ocak tarihli yazının tamamı:

bir teklifim var!..

"YENİ yılın ilk saatleri televizyonda zap yaparken gördüm seni.. Bir anda gözüm takıldı ekrana.. Ürgüp'te, eşin ve Samet'le birlikte balona biniyordun.. Eşine sımsıkı sarılmıştın..

46 kez Brezilya Milli Takımı'nda oynamak, kaptanlığını yapmak, iki kez Brezilya'da 'yılın futbolcusu' seçilmek, 2004 yılındaki Copa Amerika'nın 'en iyi futbolcusu' ve 'asist kralı' olman aklımda. Fenerbahçe'deki muhteşem performansın.. Şampiyonlar Ligi'nde asist kralı oluşun, 102 yıllık kulüp tarihinde gol kralı olan tek yabancı futbolcu unvanına erişmen..

Bir Türk gibi, büyük bir saygınlıkla Fenerbahçe kaptanlığını yapman.. Kendine özel tribünün olması.. Düşündüğünü, doğru bildiğini çekinmeden söylemen, senin adını duyduğumda ilk akla gelenler..

Yerli-yabancı bütün ülkenin futbolcuları tarafından, 'en değerli yabancı' gösterilmen.. Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli yıldızlarından Hagi'yle kıyaslanacak kadar görkemli istatistiklerin..

Samsunspor'a sağ ayağınla attığın o muhteşem gol.. CSKA filelerini bulan o füzen.. İnter maçında Deivid'e verdiğin gol pasının öncesinde attığın inanılmaz çalım.. Hemen hepsinde skora etki ettiğin Galatasaray maçları.. İnönü'de Rüştü'ye düşe kalka attığın gol..

Geldiğinden beri basına verdiğin her karede inanılmaz görüntü sergilemen.. Saygınlığın, eşine bağlılığın, özel hayatındaki dengen.. Adamlığın.. Kendine bakman.. Profesyonelliğin.. F.Bahçeliliğin.. Alex de Souza, dendiğinde hiçbir zaman unutulmayacak özelliklerinden birkaçı sadece..

* * *

Benim için, sadece benim için değil, taraflı-tarafsız bütün futbolseverler için 'bir değersin' sen.. Zor günlerinde, bütün arkadaşlarının kenetlenip sana gol attırmaya çalışmalarına neden olacak kadar takım içinde sevilen birisin..

Her an, her pozisyonda sahadaki her futbolcunun yerleşimini hissedebilecek kadar zekisin.. Ve hepsinin ötesinde, gerçek bir "lidersin" Fenerbahçe için..

Evet Alex.. Bir aydır sert bir şekilde seni eleştiren biri olarak.. "Barça olmak için Alex'siz bir düzen gerek" diyen biri olarak.. Sana bir teklifim var.. Bu kulübün tarihine geç.. Sözleşmeni uzatıp uzatmamandan çok Fenerbahçe'ye verebileceklerini düşün.. Muhteşem kariyerinin aşağı doğru inmesine izin verme. Takımın kaptanı, beyni, tribünlerin sevgilisi olarak; F.Bahçe'nin geleceğinde yer al!

Hakan Şükür'ün yapmadığını yap. İstersen Fenerbahçe'yle sözleşmeni uzat.. Bir ya da iki yıl.. Ama, yeni bir takım kurulması için geri adım at. 'Yedek oturmayı' baştan kabul et, hatta 15-20 dakikalık süreleri göze al. Türkiye'deki ve dünyadaki genç yetenekleri kulübüne kazandıracak bir beyin ol.. Onlara; Gökhan, Özer, Sercan gibi gençlere, aklını kullanmasını, topu koşturmasını öğret.. Rakiplerinizi çözecek taktikler üret, teknik direktörünün sağ kolu ol..

Başkana git ve "Ben Alex de Souza.. Bu takımın Alex'li ya da Alex'siz çok daha iyi noktalara gelmesi için, Kiev gibi takımlara elenmemek için, Fenerbahçeliler'in en büyük hayali Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için elimden geleni yapmaya hazırım" de..

Futbolcudan, kaptanlıktan, yıldızlıktan öte bir adım at Alex.. F.Bahçe'nin Beckenbauer'i ol.. "