Showing posts with label başka yerde yok. Show all posts
Showing posts with label başka yerde yok. Show all posts

Sunday, 13 January 2013

İlginç at isimleri - 1985

Nihayet klavye başındaki mesaimin bir kısmını blog için ayırabildim. İlginç at isimleri yazısı  çok tutunca yoğun istek üzerine ikincisini de yazayım dedim. Yoğun istek olmasa da seri devam edecekti ama artan baskılar elimi biraz daha çabuk tutmama neden oldu. Blog'da 2013 sezonu da açılmış oldu. 1985 yılı ilginç at isimleri anlamında bereketli sayılır.

İngiliz atları;                         
Aerobik * As solist * Ateşinko * Bilmemki * Büyük Cihangir * Elbimbo * Flöre *                                 Gahubigah * Gigi * Hışım * Hurinigah * İlk Vidar * Karahediye * Nadıa Comanıcı * Prensigör * Saat Kaç * Salmaya Salama

Arap atları;
Bibioğlu * Celabuluşşahin * Dedeefendi * Delifişek * Ganyan * Hıdırlıktepe * Hünalpanosu * Kösesami * Noşirahvan * Önenpanosu * Sadfethotan * Suruçceylanı * Süperman

1985 yarış sezonundan seçtiğim iki at; Sadfethotan ve Kösesami aynı karede. Noktasına virgülüne dokunmadan Banko Dergisi'nden alıntılıyorum: "Bursa'da güzel bir havada, günün ilk koşusunda KAMACI I, Vet. Rap. istinaden Kom. K. kararıyla koşturulmadı. SERİHAN'ın geri çıkıp, KÖSESAMİ'nin, SADFETHOTAN ve SERİHAN önünde son 400'e kadar üstün götürdüğü koşuda, 200 de dıştan SADFETHOTAN kendisine hakim olup uzak farkla potoyu geçerken bir anlamda binlerce oyuncuyuda sevindirmiş oluyordu."  not: ismin doğrusu 'Sadfethotan'

Friday, 28 September 2012

Aptal kutusu demeyelim de...



Popüler kültürün tutkunu olduğumu her fırsatta belirtiyorum. Belli bir yaştan sonra 'farkındalık' yaşayan insanların burun kıvırarak alt kültür gözüyle baktıkları şeyleri izlemeyi seviyorum. Onlara inat olsun diye değil içimden geldiği için ve kimilerini sahiden sevdiğim için yapıyorum bunu.
Televizyonun aptal kutusu olarak nitelendirilmesine zaman zaman karşı çıkıyorum ama buna rağmen insanlara fazla bir şey katmadığı konusuna ben de iştirak ediyorum.
Genel olarak son zamanlarda işim gereği mesai saatlerinde haber ve spor kanallarını izlediğimden gündüz kuşağı ürünlerini kaçırıyorum, geceleri de mecalim kalmadığından televizyonda nevarneyok yakalayamıyorum.
Bugün izin günümdü ve gündüzümü televizyonla geçirdim. Notlar tuttum. Ve biraz sevindim. Çok şey kaçırmıyormuşum. Her şey bıraktığım yerde öylece duruyormuş. Eğlenceyse eğlence, saçmalıksa saçmalık, dramsa dram! Notlara geçelim.

Müzik kanalları arasında gezintide fark edileceği üzere hep aynı klipler dönüyor. Yerli müzik yayımlayan kanallarda biraz daha derli toplu klipler yayımlanıyor. Yabancı müzik kanalları ise kati suretle çekilmiyor. Sürekli RnB ve Hip Hop. Onun da en dinlenmez örnekleri var. MCM kalitesi beklemiyoruz ama biraz özen gösterseler keşke.
Yerli kanallarda bugün Murat Dalkılıç'ın 'Kader', Gülşen'in 'Seyre dursun aşk' ve Tan'ın 'İlk bilen sen ol' isimli şarkılarına defalarca maruz kaldım.
Dalkılıç'ın ve Tan'ın kliplerine değinmezsem çatlarım. Önce Murat Dalkılıç. Şarkı biten bir aşkın ardından yaşanan pişmanlığı konu alıyor. Hala sevdiğini söylüyor ve o esnada 'o eski güzel günler' gösteriliyor. Ama bir de ne görelim, 'eski sevgiliye ezada bulundukları sözler' eski sevgiliyle beraber geçirilen en mutlu anlarda beraber söyleniyor! Saçmalığa gel!
Tan'ın şarkısı da enteresan. Düzenlemesi fena olmayan bir şarkı, klibi de projeleri genelde 'aparma' suçlamasına maruz kalan fotoğrafçı Mehmet Turgut çekmiş. Bu şarkı da ayrılık temalı. Şarkının ilk mısrası “İlk bilen sen ol biz ayrıldık”. Klipte de genç kızımıza Tan tarafından gönderilen bir SMS'in okunması ilk saniyelerin konuğu oluyor. SMS'te tabii ki ayrılık mesajı yazıyor: “İlk bilen sen ol biz ayrıldık.” Daha saçması bulunana kadar en saçması bu diyeceğim ama dehlizlerde ufak bir seyahat yapsak anında buluruz. O yüzden bu topa girmeyeceğim.
Klipleri veriyorum isteyen izlesin gözleriyle görsün diye. Yoksa beğendiğim anlamına gelmiyor.

Tan-İlk bilen sen ol


Murat Dalkılıç-Kader


Müzik kanallarından gündüz kuşağında dizi yayımlayan kanallara geçelim. TRT yeni başlayan Şubat dizisinin tekrarını veriyordu. Çok sarmadı açık söyleyeyim. Ama Fox TV'de uzun zamandır yayımlanan 'Dinle Sevgili' adında bir diziye rastladım. Köşede 'Final' yazıyordu. 5 dakikalık sekans bir daha o kanala dönmememi sağladı. Sahne şu: Başrol oyuncumuz annesiyle beraber masada oturuyor ve kayıp olan karısının nerede olduğuna dair beyin fırtınası yapıyor. O arada polis olay yerine geliyor. Ve delikanlıya pembe bir kimlik uzatıyor. El cevap: “Karım kimliğini mi kaybetmiş?” Aslında bu soruyla kanalı değiştirmeliydim de merak ettim devamını. Polis: “Hayır efendim. Böyle bir haberi ben vermek istemezdim ama karınızın cesedi bu sabah Sarıyer sahilinde bulundu.” Neyse bulunmuş en azından dedim ve geçtim.

Ve günün en beklenen dilimi: Esra Erol'da evlen benimle. Gündüz kuşağı eş bulma programları en kurgusal görünse de zaman zaman en 'sahici' tepkileri içerisinde barındırabiliyor.
Şans eseri bir tanesine bugün denk geldim. Önce bilmeyenlere tarif vereyim. Bu programda kadınlar ve erkekler nasıl bir eş istediklerine dair listeyi belirleyip kendilerine ayrılan yere geçiyorlar. Telefonla katılanlar da “Filanca özellikleri olan kişiye ben talibim” diyerek o kişiyle konuşmaya başlıyor. Anlaşma olursa ertesi gün stüdyoda buluşuluyor.
İşte 'vuslat'a erilene kadar o kişilerin arayışları stüdyoda devam ediyor. Tribün gibi oturuyorlar. Bugün çarpıcı bir sahne yaşandı. Normal seyrinde ilerleyen programda sarışın bir kadın ağlamaya başladı. 'İçin için ağlıyor' denen cinsten. Sunucu sordu neyin var diye başladı anlatmaya: “Bizler burada hepimiz çok yalnızız.” Devamını hıçkırıklara boğularak söylediği için anlayamadım.
Sunucu Esra Erol, konuğu nefes alsın diye stüdyo dışına çıkarırken 'dram pornosu' yapmayı ihmal etmedi. “Sen çok üzüldün istersen Ahmet Abi'ye de bir sarıl'” talimatını verdi, orkestra acı acı çaldı. Reklamlara gittik. Dönüşte ben de yoktum zaten.
Bütün bunlar yaklaşık 2 saat içerisinde gerçekleşince anladım ki ciddi anlamda bir açıkhava tımarhanesinde yaşıyoruz Türkiyeliler olarak. Şikayetçi miyiz peki? Maalesef değiliz.

Thursday, 5 July 2012

Şişeler, katran karası şişeler


Bu ülkenin gündemi yıllar geçse de değişmiyor. 'Faşizm'in seviyesi değisse de hiçbir zaman eksikliği hissedilmiyor. Gölgesi muhakkak üzerimizde. Yasaklar yine günümüzde de tartıştığımız konuların başında. 'Özel hayat'a yapılan müdahale ise tabii ki en sesli tartışılanlar. 1983 yılında içkiye yapılan zam sonrası da bir tartışma başlamış. 'Engel için mi' kabilinden. Müteveffa Hikmet Feridun Es de 'Yıllarboyu Tarih' mecmuası için 'Bir şişenin tarihi' başlıklı araştırma yazısı yazmış. Ama ne yazı!
Konu tarihçi Ahmet Refik Altunay'ı hergün gazeteye gelip soran bir okurunun nihayet kendisine ulaşmasıyla başlar. Okuyucunun derdi ona elindeki 'şişe koleksiyonu'nu göstermektir.
Sonunda buluşup olay yerine giderler. Tabii Es de yanlarında. Ve nefis yazı başlar. Bir kaç kesit paylaşayım, müsait zamanda tümünü burada yayımlarım...

"Hollanda, bizim 'Şişede durduğu gibi durmaz' vecizemizi, bir içki şişesi ile adeta canlandırmış, dile getirmiştir. Mesela dünyanın en eski içki firması olan Kupper (1695'ten beri içki yapıyor) bizden aldığı ilhamla meşhur 'Sarhoş' şişesini çıkarmıştır. Adeta sallanıyormuş hissini veren çarpuk bir şişe! Güya içmiş de o hale gelmiş!.. Şişede durduğu gibi durmaz.. Halbuki içindeki sadece Jenever... Hollanda rakısı... Junk ve Oude yani genç veya ihtiyar, diye ikiye ayrılan Jenever, daha ziyade cin türünden bir içki ama, çok sert ve acı... Hollandalılar bunu minik kadehlerin içinde, öteki içkilerle beraber, mesela, biranın yanında, fakat içine karıştırmadan içerler... İki içkiyi birbirine katık ederek...
İçindeki Jenever, hiç de pahalı olmadığı halde, iki büklüm 'sarhoş şişe'deki Jenever ateş pahasınadır!.. Buna rağmen, Amsterdam'a her inen uçaktaki turistler, hemen koşup, birer 'Sarhoş şişe' satın alırlar. Vaktiyle dünyada hiç popüler olmayan bu içki, şimdi hava meydanlarının gümrüksüz mal satan dükkanlarında en iyi satılan içki haline girmiştir. Bir şişeleme buluşu sayesinde... En ucuza mal olacak cinsten bir Kütahya şişesi içinde bizim konyakları veya kayısı likörlerini bir düşününüz... Yazık yapamadık..."



"...Refik Hoca, mücevher mahfazalarını karıştırır gibi şişeleri karıştırıyordu. Üzerlerinde Arap harfleriyle etiketler taşıyan şişeler: Üzümkızı, Staflina, Şırrak Ve ötekiler... Üzerlerinde Fransızca, Rumca yazan rakı şişeleri... Ünlü tarihçi bazen bunlardan birini alıp bize gönderiyordu: İşte 'Kalkan Balığı' denilen yamyassı rakı şişesi. İçki yasağından kalma. Pantolon arka cebine girmesi için böyle yamyassı yapılmış, Yasak Şişe! Kimseye çaktırmadan çekmek için. Kalkan balığı yani yasak şişe, bir zamanlar moda haline gelmişti. İçki yasağı kalktıktan sonra bile..."

"... Tarihçi Ahmet Refik tozlu şişelere değil de sanki 'Akşamcılık tarihi' yahut dünden bugüne şişe tarihini karıştırıyordu. İşte bir alay Fahreddin Kerim Gökay... Sarhoşların belkemiklerinden su alan ve işi azıtanları götürüp şehir dışına atan dünyanın en sevimli valisinin, en ünlü içki düşmanının adını taşıyan en popüler rakı şişeleri! İlk Fahreddin Kerimler...
Beyaz ama daha ziyade yeşile kaçan pürtüklü camdan... O günlerde hakim sarhoşa: Çok mu içmiştin! diye sorar. Sarhoş da cevaplardı: Ayıp ettin de Reiz bey... Ağzınıza layık... Topu topu 3 F.KG. yuvarlamıştım...
FKG, Doğan Nadi'nin buluşuydu. Bu harflerle Fahreddin Kerim'in vaftiz babası olduğunu söylerdi."

"...Ama size bir şey söyleyeyim mi? Daha eskiler kafa çekmenin bir usülünü bulmuşlardı: Şıracılık... Çok yakın zamana kadar İstanbul'da 2 bardağı insanı körkütük sarhoş eden şıralar satılırdı. Bazıları afyonlu. Bazıları ise: 'Katır Şarap' denen cinsten. Yani ne şıra, ne şarap. Katırın cinsiyeti gibi. Şarap katırı..."

"1584 tarihinde, gayet kalabalık ve debdebeli bir Liechtenstein sefaret heyeti Estergen Bey'ine misafir olmuştu. Bey, İstanbul'a giden bu heyeti nasıl ağırlayacağını bilmiyordu. 1000 kişiye şarap!!! Hem de zamanın adetine göre, kahvaltıdan başlayarak! Ama Estergon Beyi kolayını bulmuştu. Bal, reçel, şekerli sudan, çabucak ve fıçı fıçı bir şarap yaptırmıştı. Hemencecik! Ellerine sağlık... Ama bağırsak söken denilecek derece müshil... Çok sevmişlerdi Liechtenstein'lılar bu şarabı... Maşraba maşraba yuvarlıyorlardı...
Ertesi sabah şafak ile yola revan oldular... Ne şaraptı ama. Hem ballı, hem reçelli ve dahi hem de bol şekerli su! O günü Dersiadet'e (İstanbul'a) giden 1000 kişilik sefaret heyetine günde tam 11 kez mola vermek zarureti doğmuştu. Kafile durdurulur, durdurulmaz, sefaret heyeti, işlemeli uçkurlarını tuta tuta çalılıkların arkasına yıldırım gibi koşuyorlardı. Heyhat ki,... Çalılıklara yetişemeyenler de vardı. Ahh ne şarap! Ne şarap! Türk şarabı..."

Yıllarboyu Tarih, Mart 1983, Hikmet Feridun Es



Konu içki olunca milyon tane şarkı var ne seçsem içime sinmeyecekti. Candan Erçetin'in 'Yeşilçam' temalı 'Yaşıyorum' şarkısını seçtim. Yaptığı iyi işlerden biridir ama her iyi iş gibi kenarda köşede kalmıştır. Dinleyiniz, dinlettiriniz.


Ama illa konuyla ilgili istiyorsanız. Konu şişeler olunca Ahmet Kaya'yı analım. 'Hadi bize gidelim yar, şişeleri dizelim yar, içelim içelim ölümüne içelim, karakola düşelim yar...' İyi dinlemeler...

Saturday, 19 May 2012

Bir Şampiyon Daha Gitti



Türk yarışçılık tarihine adını altın harflerle yazdıran şampiyon Arap atı Kafkaslı, sahibi Remazan Kaya’nın çiftliğinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

25 Aralık 2010’da İstanbul Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen ve binlerce kişinin izlediği jübile töreniyle başarılarla dolu yarış yaşamına nokta koyan Kafkaslı, Türk atçılığına aygır olarak hizmet vermekteydi.

2002 doğumlu, Caş – Malike 18 orjinli Kafkaslı, 128 startında 65 birincilik yapmış ve sahibi Remazan Kaya’ya 8 milyon 656 bin 520 TL ikramiye kazandırmıştı.

En ucuza satılan at olmuştu ama rekorlar kırdı
Kafkaslı, 1 Kasım 2004 tarihinde yapılan TİGEM Karacabey tay satışlarında 15 tay içinde 51 bin TL ile en düşük fiyata alıcı bulan safkan olmuştu. Kafkaslı’nın satışlarda ilgi görmemesinin nedeni; 3 sayfalık bir raporla anlatılan ayak sakatlığıydı. O gün, satışlarda bu sakatlığı kafasına takmayan bir kişi vardı; Remazan Kaya.
Remazan Kaya, satışlardan çok sonra TJK’nın SESİ dergisine verdiği röportajda sakatlığına rağmen Kafkaslı’yı neden tercih ettiğini şöyle anlatacaktı: “Kafkaslı’nın babası Caş şampiyon bir at. Kafkaslı’nın Ayağında sakatlık vardı ama iyi bir ana babanın yavrusu, koşmasa da baba yaparım diye düşündüm. Ama o bunu reddetti. Biz de elimizden geldiğince onu tedavi ettirdik, iyi baktık. O da bizi mahcup etmedi, inat etti, koştu.”

Bu inat öyküsünün başarı öyküsüne dönüşmesi, Kafkaslı’nın 3 Nisan 2005’te İstanbul’da yarış yaşamına birincilikle merhaba demesiyle başladı. 28 Ağutos 2005’te üç yaşlı Araplara mahsus Çanakkale Zaferi koşusunda ilk G1 birinciliği geldi. Kazandığı sayısız kupalı koşuyla yarışseverlerin kalbinde ayrı bir yeri olan Kafkaslı, son yarışına 30 Ekim 2010’da Ankara’da çıktı. 

Arap atlarının büyük koşularından TBMM koşusunu 2006 ve 2008’de olmak üzere iki kez kazanan Kafkaslı, 2007’de düzenlenmeyen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koşusunu 2006, 2008, 2009 ve 2010’da kazanıp, peş peşe dört zaferle bir ilki gerçekleştirmişti.

2006’da Dünya Arap Atı Organizasyonu (WAHO) tarafından Türkiye’de yılın arap atı seçilen Kafkaslı, 2007 ve 2008’de Uluslararası Ali Rıza Bey koşusunda da rakip tanımamıştı.

Kafkaslı ve Selim Kaya                                                                                                           
Kafkaslı’nın 65 birinciliğinin 59’unda usta jokey Selim Kaya’nın imzası vardı. Kafkaslı ile özdeşleşen Selim Kaya, şampiyon safkanla arasındaki bağı 2006 Kasım’da TJK’nın Sesi’ne şöyle anlatmıştı: “Kafkaslı çok ayrı bir attır. Bunu hissedebiliyor, kendini biliyor. Onunla aramızda duygusal bir bağ oluştu. Geçenlerde üşüttüm biraz, yanına gidemedim. Sonra gittiğimde öptüm. O beni bir ısırdı resmen “sen neredesin” diye sordu bana. Kafkaslı’dan inip başka ata binmek zor oluyor keşke tüm atlar bu kadar iyi olsa.”
Kaya Ekürisinin Çirkin Kral lakabını taktığı Kafkaslı’nın an itibariyle daha bir yaşını doldurmamış 41 tayı, pistlere gelmek için gün sayıyor. Belki bu taylardan biri, Kafkaslı’nın ismini daha da unutulmaz kılacak. Güle güle büyük Şampiyon.

Tuesday, 17 April 2012

Biz bebekken X5'e biniyürdük dayy!

Aşağıdaki resimleri "Adını Feriha Koydum" dizisinin yayınlanan son bölümünden aldım. Bu bölümde dizinin esas oğlanı Emir'in çocukluğuna geri dönüşler vardı. Şu an dizide Üniversite öğrencisi olan ya da Üniversite'de Yüksek Lisans yapan Emir'in yaşı en az 22-23 olmalı. Bu bölümde gösterilen "Çocuk Emir" de 4-5 bilemedik en çok yedi yaşında olmalı. Yani yaklaşık 15 sene geriye gidiyoruz ve o tarihte Emir'in annesiyle birlikte BMW X5'e bindiğini görüyoruz.

İyimser ihtimalle 15 sene, gerçekçi bakmak gerekirse yirmi sene önce BMW X5 modeli mevcut değildi, esamesi bile yoktu. Milyonların takip ettiği, en çok izlenen diziler arasında yer alan bir yapımda böyle fahiş hatalar olması komik. Ama şu da var; bu Emir ve ailesi çok zengin, belki o tarihlerde, daha X5 yokken, X5'e biniyorlardı. Başlık tüm Ormancılar için gelsin.

Wednesday, 23 February 2011

adama böyle özür diletirler!!

Hürriyet'teki köşesinde pek çok kez Alex'e hakaret boyutunda eleştiriler yapan Altan Tanrıkulu, 4-2 biten Beşiktaş maçından sonra yazdığı yazının başlığında Alex'ten özür diledi.

Bu blog'da Tanrıkulu'nun saçma sapan yazılarından alıntı yapıp, öne sürdüğü fikirlerin saçmalığını, tutarsızlığını anlatmaya çalıştım. O ise sürekli saçmalamakta ısrar etti, bir halttan anlamadan yazılar yazmaya devam etti. Alex'li Fener maç kazandıkça, hırsından, sinirinden ve utancından iyice saçmaladı. Beşiktaş maçından sonra Alex'den özür dileyen bir yazı yazdı. O yazıyı okuyunca, Tanrıkulu'nun Alex takıntısından hiç bir zaman kurtulamayacağını, bu ikilimde bocalayıp duracağını bir kez daha anladım. Yazıda şöyle komedi bir cümle var; Tanrıkulu Alex'e diyor ki: "
Deparı zayıf, fiziki yönü zayıf, üst düzey rakipler karşısında çabuk oyundan düşen bir futbolcusun". Komedi'nin böylesi görülmedi! O zaman Messi'ye de, Ronaldo'ya da derler ki kardeşim senin de kaleciliğin çok kötü. Volkan Demirel'e de sende hiç son vuruş yok derler.. Bir futbolcunun bütün özelliklerinin tam olmasına imkan var mı? Böyle bir saçmalık olabilir mi? olur tabii, Altan Tanrıkulu yazarsa her türlü saçmalık beklenir.. Aşağıda Tanrıkulu'nun eski yazılarından alıntıladığım bölümler var. Ben o yazılanları unutmadım. Bugün kendisi çıkmış özür diliyor ama özür dileyecek şeyler yazmadan önce, bu camia'nın gelmiş geçmiş en değerli insanlarından birine hakaret ve itham'da bulunmadan önce düşünecekti. Ben yazılanları unutmadım ve unutmayacağım. Tanrıkulu bu çelişkinin içinde daha çok saçmalayacak. Neler yazmıştı, Alex'i nelerle itham etmişti?
  • Cahil taraftarın kahramanı Alex'in 90 dakikalık oyuncu olmadığını kabullenemediler.
  • Aylardır frikikten gol atamadığı halde ve takım içinde bunu daha iyi yapan arkadaşları varken çok kritik frikikleri o kullandı.
  • KİMSE bana bugün Alex'in yaptıklarını, attıklarını anlatmasın.. Ben onların kitabını, Fenerbahçe tarihini yazdım..
  • Elano, Diego, J.Baptista gibi isimlerin neden Brezilya Milli Takımı'nda oynadıklarını ama Alex'in alınmadığını açıklasın..
  • Bu takımın çok iyi sprinter ve asist özelliği yüksek bir forvetle, bitirici bir santrfor arkasında Emre'yi, Özer'i oynatsa ne olacağını bırakın başkalarını, Fenerbahçe kaptanı Alex anlatsın..
  • Alex için, Fenerbahçe kaptanı için kendisinin imza atması, kendisinin ilk onbirde olması, kendisi varken maç kazanılması, gol atması, asist yapması daha önemli, kimse kusura bakmasın..
  • Alex, Alex'e saygı duyuyorsa, kaptanlık bandını takacak kadar Fenerbahçeliliği özümsemişse, Daum'a gidip, “Beni ikinci yarı kullan” demeliydi.
  • Artık ayakları beyninin her isteğini yerine getiremiyor.
  • Takımın kilit oyuncusu Alex yaşlı ve temposuz.
  • Kaptanlık, sözleşme yenilenme zamanında kulüp üzerinde baskı kurmak değildir.. Herkesten fazla para almaya çalışmak değildir.. Hakemlere işini öğretmeye kalkmak değildir. Takım yenilirken soyunma odasına giderek teknik direktörü protesto etmek değildir..
  • kaptan Alex, kulüp üzerinde baskı kurup imza attın..
  • "Alex çok ağır.. Önüne atılan toplara koşarken, 5 metre arkasından gelen rakip topu ondan alıyor..

Saturday, 5 February 2011

Ucube

Şu sıralar televizyon'da sıkça dönen Türk Telekom Arena reklamı bir facia. Cem Yılmaz'lı olanı değil Spartaküs apartması olandan bahsediyorum. Hani gladyatörler korku içinde demir parmaklıkların ardından çıkacak aslanı bekliyor da çıka çıka ne idüğü belirsiz bir yaratık, bir hilkat garibesi çıkıyor ya. Elinde bir mızrak olduğu görülen ucube'nin içindeki mor kıyafet dikkat çekiyor, üstünde de seksi deri giysiler var. Ne bulduysa takmış takıştırmış, altın kemerler-kolyeler göz kamaştırıyor. Kolları ve bacakları insan kolu-bacağı olan bizim garip yaratık etrafı süzdükten sonra bir atlet çevikliğiyle elindeki mızrağı ileri fırlatıyor. Bu sırada kamera stadyumun dışını kesiyor, sonra da mızrağı uzaya kadar takip ediyor... Gladyatörler korku içinde olacakları beklerken, mızrak geri geliyor atıldığı yere. Bizimki aynı çeviklikle havada yakaladığı mızrağı toprağa saplıyor, etraf yeşeriyor, stadyuma bahar geliyor, gladyatörler toz oluyor falan.. Büyük merak içindeyim; bu reklamı yapan arkadaşlar, bu "sözde aslan" ucube'yi meydana getirenler ortaya çıkan şeyi hiç izlemediler mi? Bu çirkin, bu garip yaratığı kim, ne düşünerek yarattı? Ancak art niyetli birileri bir aslanı uğraşıp bu kadar çirkin, garip bir yaratık haline sokabilir. Bildiğimiz, dört ayaklı ormanlar krali aslanın nesini beğenmediniz de dalga geçer gibi, bu hilkat garibesini koskoca Galatasaray'ın simgesi olarak insanların gözüne sokuyorsunuz.

Monday, 15 November 2010

İlginç at isimleri - 1979

Yarışlarda koşan atlara verilen isimler zaman zaman, konuyla ilgisi olmayan insanların bile dikkatini çekmiştir. Eskilerden Bibidibabidibu, Kaşemumkara, Biliyormusunuz Kim ve çok yenilerden Binde Gör gibi safkanlar isimleriyle dikkat çekmiş ve rakiplerine göre biraz daha ünlü hale gelmişti. Buradan hareketle ben de, daha çok geçmişten olmak üzere ilginç isimleri burada sunmaya karar verdim. Serinin ilk yazısında 1979 yılında pistlerde boy gösteren ilginç isimli atları hatırlayalım..

İngiliz atları

Bağ Koptu
Bu Başka Pyo
Cingöz Recai
El Satması
Fakir Sofrası
Kamçını Verme (favorimdir)
Sana Borçluyum
Sürtük
Uçak Kaçtı
Yer Basması

kamçını verme (5), 1976 yılında Batuhan'ın ardında ikinci, İstanbul
Arap atları
Bibioğlu
Buhubuhare
Cırrık
Harput Serveti
Sadfet Hotan
Vosvos

Tuesday, 5 October 2010

15 tay'a 1 milyon 362 bin TL

Dün Veliefendi hipodromu'nda Anadolu Tarım İşletmesinin yetiştirdiği 16 safkan arap atı görücüye çıktı, 15 tay toplam 1 milyon 362 bin TL'ye sahiplerini buldu. Satış komisyonu'nun 100 bin TL taban fiyat belirlediği Bozyeleli'ye alıcı çıkmazken 155 bin TL'ye Mahmut Doğan tarafından satın alınan Cihanefe günün en pahalı tayı oldu.

Hemen alttaki yazımda satışlarda öne çıkmasını beklediğim safkanları kısaca incelemiştim. Cihanefe, Altuğhan ve Halilim beklediğim gibi ilgi görürken, Seymenbey ve Dedesabri tahminimin aksine daha uygun fiyatlara alıcı buldu. Satışlar sonunda oluşan tablo;
Fotoğraflar sırasıyla; 1-Cihanefe 2-Kocaerol 3-Altuğhan 4-Halilim

Sunday, 3 October 2010

Taylar görücüde

Anadolu Tarım İşletmesi Müdürlüğünce yetiştirilen 2008 doğumlu 16 safkan arap tayı yarın Veliefendi hipodromu'nda sahiplerini bulacak. Aşağıdaki tayların satışlarda ön plana çıkmasını bekliyorum.

SEYMENBEY: Yelhan - 73. Cahide.
Anne kardeşleri: Bayçora, Özgünay, Akıncıbey, Akasoy, Baydanhan
Baba kardeşleri: Asiye, Delice, Demirören, Uçanok, Hızlıkız, Çakırtay

Orjin olarak kum piste daha yatkın gördüğüm bu tay, anne tarafından kum pistin iyi atlarından Bayçora ile kardeş. Bayçora 81 kum pist yarışında 20 birincilik almıştı.

ALTUĞHAN: Yelhan - 118. Zehra
Anne kardeşleri: Bolkar, Sondarbe
Baba kardeşleri: Asiye, Delice, Demirören, Uçanok, Hızlıkız, Çakırtay

Engin Sezen'in sahibi olduğu Bolkar, 2004 mayıs ayında başladığı koşu hayatını 2005 mayıs'ta noktalamıştı. Özgün yavrusu Bolkar, koştuğu 16 yarışın sekizini kazanmıştı. Bu birinciliklerin yedisi çim'de gelmişti. Tiki Tork Ku yavrusu Sondarbe ise kum pistte kazandığı 15 yarışla iyi kum atları arasındaki yerini almıştı.CİHANEFE: Şövalye - 39. nazıma
Anne kardeşleri: Ufukbir
Baba kardeşleri: Hayatım, Kaman, Erentay, Erolbey, Dönmezbey, Esenhanım, Hakansoylu

2006 Mayıs ile 2007 Ağustos arasında koşan Ufukbir 15 startında altı birincilik almıştı. Haralar ve TBMM koşularını kazanan Albatur yavrusu Ufukbir İstiklal Savaşı koşusu'nda üçüncülük almıştı.

2005 doğumlu Hayatım ise son dönemin başarılı kısraklarından. Çim'de 19 startında beş kez ganyan olan Hayatım kum pist yarışlarına damga vurdu. Normal Kum piste 28 yarışta 14 birincilik alan Hayatım hiç tabela dışında kalmadı. Çim'de Karacabey Tarım İşletmeleri, Anadolu Tarım İşletmeleri, Ankara Vali kupası gibi koşuları kazanan Hayatım, Veliefendi ve Tarım-Köyişleri Bakanlığı koşuları'nda ikincilik aldı. Kum pistte ise Sultansuyu Tarım İşletmeleri, Yüksek Komiserler Kurulu, Misak-ı Milli ve Adana kupasını kazanan Şövalye yavrusu TSK ve Haralar koşusu'nda ikinci gelmişti.

DEDESABRİ: Tamerinoğlu - 55. Seyyare
Anne kardeşleri: Batuhanbey, Babanur, Uslubey, Bikeç
Baba kardeşleri: Berşan, Akoğuz, Sungur

Şampiyon Tamerinoğlu'nun yavrusu Dedesabri, anne tarafından da Babanur gibi bir başaltı safkanın kardeşi. Berkoş yavrusu, 1998 doğumlu Babanur, 2001 - 2007 arasında 100'ün üzerinde koşu koşup, istikrarlı bir grafik çizmişti. Sürmeli Karaca'nın sahibi olduğu safkan çim pistte 12 yarış kazanmıştı.

HALİLİM: Tamerinoğlu - 112. Zehra
Anne kardeşleri: Hayatım, Özütok, Esenhanım
Baba kardeşleri: Berşan, Akoğuz, SungurBakalım hangi taylar, kaç paraya kimin olacak..

Wednesday, 21 July 2010

Dünya Zenyatta'yı konuşuyor!


Yarış hayatını Birleşik Devletlerde sürdüren Zenyatta isimli kısrak, 13 temmuz'da, yarış yaşamının 17'inci startını da kazanmayı başardı. Altı yaşındaki dişi at, en son Hollywood Park'taki Grup 1, Vanity Invitational Handicap yarışını, üst üste üçüncü kez kazandı ve yenilmezliğini sürdürdü.

2005 yılında, altmış bin dolar'a Keeneland satışlarından alınan Zenyatta'nın babası Street Cry. Street Cry aynı zamanda 2007 Kentucky Derby galibi Street Sense'in de babası.

Kazandığı 17 yarışın 11'i Grup 1 olan Zenyatta, şimdiden adını Birleşik Devletler yarışçılık tarihine altın harflerle yazdırdı. 17'inci yarışını kazanan Zenyatta, hiç geçilmeyen atlar listesinde, dördüncü sıraya yerleşti.

Zenyatta şimdi gözünü, Britanya'lı meslektaşı, 18'de 18 yapan, emekli Eclipse'in rekoruna çevirdi.Zenyatta, ardından da iki numaradaki yurttaşı, Peppers Pride'ın 19 yarışlık rekorunu geçmeye çalışacak.

Dileyenler ve girebilenler! youtube'dan Zenyatta'nın bir çok koşusuna ulaşabilir. Bu vesileyle, biz de, bizim toprakların, hiç geçilmeyen şampiyonu, arap atı Tunca'yı analım. Zenyatta, Eclipse ve Peppers Pride'ı geçerse, bakalım Tunca'yı geçebilecek mi?

Tuesday, 8 June 2010

Kafkaslı ve Selim Kaya rekora koştu!

Şampiyon arap atı Kafkaslı, 5 haziran cumartesi günü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koşusunu üst üste dördüncü kez kazandı.

Yarışı hep olduğu gibi en geride takip eden Selim Kaya ve Kafkaslı, düzlük sprintinde rakiplerine şans tanımadı. Hayatım ikinci, Cangıl üçüncü, Özhaber de dördüncü oldu.

2007'de koşulmayan bu koşuyu; 2006, 2008 ve 2009'dan sonra bu yıl da birinci bitiren Kafkaslı, hem bu yarışı dört kez kazanan bir başka şampiyon Albatur'un rekoruna ortak oldu hem de üst üste Dört birincilikle bir ilki başardı.

İlginç olan nokta; Albatur'un Kafkaslı'nın büyük babası olması. Kafkaslı'nın soy kütüğü üzerinden bir kaç ilginç tesadüfe daha bakalım;



  1. Kafkaslı'nın babası Caş, 1999 yılında bu koşuda ikincilik elde etmiştir.
  2. Kafkaslı'nın büyük babası Albatur, 1982/83/85 ve 86'da bu koşuyu kazanmıştır.
  3. Albatur'un babası şampiyon Satvet, 1971 ve 72'de bu koşuda zafere uzanmıştır.
  4. Kafkaslı'nın babası Caş'ın anne tarafından akrabası, 1962 doğumlu Tulyar, 1966'da bu koşuda birincilik almıştır.
  5. Kafkaslı'nın annesi Malike 18'in baba tarafından akrabası, 1957 doğumlu Canberk, 1961 ve 62'de bu koşuyu kazanmştır.

Jokey Selim Kaya da üst üste dördüncü defa bu yarışı kazanıp, jokey Kadir Altınöz'ün rekoruna gözünü dikti. Kadir Altınöz, 1981/82/83/84 ve 85'te, üçü Albatur'la, biri Bodrum'la biri de II.Umut'la olmak üzere zafere ulaşmıştı.
Kafkaslı'nın kazandığı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koşusu'nun videosu:

Thursday, 27 May 2010

İstiklal Marşı Hadise'si

Malum Hadise'nin milli maç öncesi okuduğu İstiklal Marşı bir çok tartışmaya yol açtı. Maç Amerika'da olduğu için Amerika'lıların bir ünlüye ulusal marş okutma alışkanlığından etkilendik herhalde. Burada eleştirilecek son kişi bence Hadise. Söylenmesi çok zor bir marşımız var. Bir de müzik desteği olmadan bu marşı okumak ve beğenilmek mümkün gözükmüyor.

Erkin Koray da uzun yıllar bunun mücadelesini vermişti. Marşın zor olduğunu, hatalı olduğunu savunmuştu. Yetkililere çağrıda bulunmuş, besteyi yeniden yapmaya hazır olduğunu belirtmişti. Hadise'den sonra bir çok otorite'den görüş aldı basın mensupları ancak bu konuya en çok kafa yoran isimlerden Erkin Koray'ı göremedik ekranlarda. Görüş alan olduysa belki de ben kaçırmışımdır ya da Erkin baba da görüş vermek istememiş olabilir.

Şimdi Erkin baba'nın 2006'da yazdığı "Mezarlık Gülleri" isimli kitabından sözünü ettiğimiz konuya ilişkin bölümü noktasına dokunmadan alıntılıyorum:

"Şu İstiklal Marşı'nı yıllardır stadyumlarda söylerken, halkın bando bitirdikten daha sonra bitirdiğini duyamamış olan "uzman"ların kulaklarına hepimiz "eşek kulağı bu herhalde" desek, eşeğe hakaret olur.

Yanlış bestelenmiş olması da ayrı bir konu...
Dilimde tüy bitti! Bırakın maçlardaki 50 bin hafadan 50 bin ayrı ses çıkışını, bu olayın tarihini özellikle not aldım: 10 Kasım 1999 saat 09:05...

Anıtkabir'de Atatürk'ün huzurunda devlet erkanı... Bırakın 50 bin'i, 50 en fazla 100 kişiler... Söyledikleri İstiklal Marşı'nı televizyon arşivlerinden ne olur bir bulun, ağlarsınız! Veyahut da kendinizi tutamayıp güler misiniz bilmem... 100 ayrı ses! Ses de değil, bir uğultu...

Neden? Çünkü söylenemeyecek kadar zor! Cevabı da bu kadar basit! Ama, en azından "profesyonel bir müzikçi" olarak bunları dile getirdiğimiz zaman, saygı gösterip "bu adam ne diyor?" diye kulak vereceklerine, bir yerlerde seni ima ederek: -"İstiklal Marşı'na bile dil uzatmaya kadar vardırdılar işi!" diyecek kadar da ahmaktırlar. Ben bu sözleri duyduğum zaman çok üzülürüm.

Başkent Ankara'yı yok sayıp, tam bir uyum içinde oldukları başbakanları ile Diyarbakır'da toplantı yapan "Aydınlar Takımı"ndanım zannederler beni muhtemelen...

Cevap da vermem öyle ortalık bir yerlerde... Sırf onları "madara" etmeyeyim diye... Kendilerini bizzat görüp, benim söylediklerimin aslında "kendilerinden daha milliyetçi bir söylem" olduğunu onlara bire bir anlatmak isterim.

İstiklal Marşı işi böyle... Orada bir (haayır, iki) yanlışlık var: Ritmi ve melodisi... İnşallah bir gün düzelecek! Bir de, kadın seslerinin önde oluşu da bir yanlışlık değil de, yakışıksızlık! Yakışmamış! Şöyle, tok tok erkek seslerinden beklerdim ben İstiklal Marşı'nı... Bu da tamamen benim şahsi zevkim ile ilgili bir şey...

Yalnız, bu İstiklal Marşı hakkındaki düşüncelerimi değil ama, önerilerimi bir "on sene" erteliyorum. Çünkü şu anda içinde bulunduğumuz durum (yıl 2006) çok özel bir durumdur ve bizim tüm Türk evlatları hep bir ağızdan, (teknik olarak yanlış olsa bile) o İstiklal Marşı'nı gırtlağımız patlarcasına gökleri titreterek hep bir ağızdan söylemeye ihtiyacımız vardır. "

Rakamlarla Arjantin'in Dünya Kupası kadrosu

Dünya kupasına katılan takımlar son kadrolarını bir bir Fifa'ya bildiriyor. Biz de fırsat buldukça burada incelemeye çalışıyoruz. Sırada Arjantin var.