Tuesday, 19 May 2009

Moodstream™ by gettyimages



Yabancı basında veya internette gördüğümüz resimlerin altındaki yazı olarak bilsekte çok önemli bir fotoğraf kataloğudur gettyimages. Önemli paralar verip abone olamasakta bizleri sevindirecek bir hizmette bulunmayı ihmal etmemiş babalar. Moodstream adını verdikleri hizmetlerinde, seçtiğimiz ruh halimize uygun olarak arşivden muazzam fotoğraflar ve bu fotoğraflara eşlik edecek mükemmel müzikleri bizlere  sunuyorlar. O kadar ki , vokali fazla veya vokali az olsun diyerekten şarkı seçimine etkide bile bulunabiliyorsunuz.  

Sunday, 17 May 2009

Örovizyon İkibindokuz

"Düm tek tek" i ilk izlediğimizde çok sevmiştik. Hadise de sevdiğimiz bi sanatçımız. Birincilik kesindi yani. Ama diğer şarkıları dinlememiştik, şovları izlememiştik daha: Şarkısından daha çok şarkıcısıyla Romanya'yı, Dita Von Tesse'li şovuyla Almanya'yı, maşallahlık Aysel ve Arash ikilisiyle Azerbaycan'ı, ve tabiki -Milliyet'te geçen adlarıyla "Fairytail" ya da "Fairytable" lı- Norveç'i..

Norveç'in şarkısı, ama Britiş bi havası var şarkının, kemanlar da gayet keltik.. Hani Azerbaycan'ın şarkısı Always'de
Arash'ın imzasını Aysel'den dinlemek gibi..

Herşeye rağmen haketmedi dersek yalan olur, ayıp olur. Söz, müzik, düzenleme başarılı. Sahnede de iyiydiler. Solistin sazıyla çıkması da herzaman iyi bir müzikal hamledir. Aleksander de bunu iyi kullandı.

Gelelim "Şarkılardan Dakikalar" a... Bu seriye ben de bu yazımdaki bi denemeyle giriş yapıyorum. "Fairytale" ile..
Öncelikle belirtmek isterim ki maçın adamı Aleksander değil, yaylılar:

~0:26
yaylıların hakimiyeti almaya başlaması..
~0:36 nakarattan hemen önceki scratchimsi..
~0:39 alexin fairytale deyişi (heryerde aynı, şarkı biraz kopyala yapıştır galiba)
~1:34 şarkının ikinci blümünde giren ablaların bu anda yaptıkları ufak modulasyon..
~2:18 den 2:27 ye yaylıların hüküm sürdüğü anlar..

Şarkının albüm versiyonunu incelediğimi söylemeliyim tabi

Her ne kadar da politik de olsa örovizyon artık daha farklı bir yerde. Ülkelerin yarışmayı daha fazla önemsediğini görüyoruz. Bazı sorunlar var tabi aşılması gereken ama yıldan yıla değişecek şeyler bunlar. Komşuların birbirlerine tam puan vermelerini kimse desteklemiyor ama haritaya, Norveç'in coğrafi konumuna bakmak lazım. Adamlar İzlanda kadar yalnız nerdeyse.. Demek ki başka şeyler de var. "Mor ve Ötesi - Deli" de, "Hadise - Düm Tek Tek" de "Everyway that I can" den daha başarılıydı ayrıca, ama önemli olan, oy veren ülkelerin bakış açısı..

Saturday, 16 May 2009

eskidendi...

Apartmanların bodrum katında, karate salonları vardı.. doğrudan kaldırımdaki dar kapıdan girilip, bir merdivenden aşağı inilen, havasız, duvarlarında çeşitli bu spora gönül vermiş saygı değer abilerimizin posterleri asılıydı.. efsane Bruce Lee örneğin.. Benim, asıl takıldığım mesela salonların içinde değildi.. Kapı önünden geçerken, veyahut kısa bir bekleme aralığında, o alt kattan gelen seslerdi..
birbirlerine tekme-tokat girişen abilerin sesleri; -Hayyytt! -Huyyytt! -İyahhhyt! Tarifi pek mümkün değildi.. Ama güzeldi.. Karate salonları 2000'li yıllarla bir bir tarih oldu.. Yerini Spor salonları aldı.. Karate'nin yerini de bir takım daha acayip şeyler aldı. "Fitness" diye tabir ettiğimiz.. Aletlerin İnsana hükmettiği daha elektronik yerler.. Ve yine en kötüsü; -Hayyytt! -Huyyytt! -İyahhhyt! gibi İnsani efektler yerini acayip "club" müziklere bıraktı.. Eskidendi..

Thursday, 14 May 2009

Who needs you

''Şarkılardan Dakikalar'' serisine elbette ki müzik tarihinin görebileceği en büyük seslerden biri olan Freddie Mercury'nin solistliğini yapmış olduğu Queen grubuyla başlayacağım. Hepsi birbirinden mükemmel şarkıları arasından seçim yapmak elbette çok zordu o yüzden karşıma ilk çıkan ''Who needs you'' adlı şarkılarıyla Şarkılardan Dakikalar serime başlıyorum. Vatana millete hayırlı olsun.

Şarkıda fazla pozisyon yok öncelikle, kusursuz bir düzenleme olup olmadığını da iddia edecek müzik bilgisine sahip değilim buna müzisyenler karar verir ben sadece şarkıda takıldığım beğendiğim anları paylaşmak istiyorum;

- Şarkının sonuna kadar Freddie Mercury'yle düet yapan gitarımız.
- 1:31, de Freddie'nin ''i like it, i like it'' deyişi
- 1:43 - 1:47 arası ''well i don't need you'' deyişi
- 2:03 - 2:12 arası arka planda eğlenen gitaristimiz.
- 2:28 ''you are oh so so so sophisticated'' deyişi.  

Bu şarkı vesilesiyle posttaki resime de değinmeliyim. Resimde futbol ve müziğin en iyi icracıları daha doğru bir deyişle tarihin en büyük futbolcularından D1OS, tarihin en büyük seslerinden biri belkide en büyüğü olan Freddie Mercury yanyana.  

Şarkılardan Dakikalar



Her insan farklı zevklere sahiptir ve aynı şekilde her insanın bu zevkleri yaşama şekli de farklıdır. Bu doğrultuda müziği ele alacak olursak müziği her insan farklı dinler. Kimisi iş yaparken arkada fon olarak dinler, kimisi evde ses olsun diye yanlızken herhangi bir şarkıyı açar, kimisi yolda yürürken muhakkak müzik ister, bazıları da kitap okurken müzik olmadan okuduğunu anlamaz. 
Benim gibi rahatsızlar da oturur müziği dinlerken başka hiçbir şey yapmaz sadece o şarkıya odaklanır. Böylece belli bir süre sonra şarkıdaki enstrümanların ve vokalin enteresanlıklarını keşfetmeye çalışır. Gelmek istediğim nokta şu, bu kadar müzik dinledikten sonra şarkı ve futbol maçı arasında çok aklıma yatan bir benzerlik yakaladım. Ve bu noktayı bütün insanlıkla paylaşmayı kendime bir ödev bildim. 

Ve paylaşıyorum... Futbol maçı ve şarkı arasındaki en önemli benzerlik ikisinin de önemli anlar,kırılma noktaları,pozisyonlar,yükselişler,dibe vuruşlar gibi olayları içlerinde barındırıyor olmaları. Tıpkı hayat gibi diyerek edebiyat parçalamak niyetinde değilim. Benim derdim eğlenmek. 

Ve bu bağlamda yeni bir yazı serisine başlamak istiyorum. Nasıl ki futbol müsabakaları yazılı basında yer alırken mutlaka maç yazısında maçın kırılma anları, pozisyonları vs. dakikalar verilerek anlatılır ve okuyucuya maçın özeti sunulur, ya da maçın ertesi günü maç hakkında konuşurken ''dün Guardiola'nın pasını gördün mü, Xavi adamı çarşı yaptı kaçırmadın inşallah, Zlatan'ın golü görmedim deme'' benzeri muhabbetlerde bulunuruz, ben de aynı şeyi şarkılar için yapmak istiyorum. Dinlediğim şarkılarda beğendiğim, enteresan gelen, kötü gelen şeyleri dakika ve saniye belirterek ''Şarkılardan Dakikalar'' başlığı altında gözlemlerimi toplayıp bu blogu okuyan varsa onların dikkatine sunmak istiyorum. Naçizane.

Tuesday, 5 May 2009

O bir Şampiyondu; Tansel

16 yıl önce bugün dünyaya geldi Tansel. Kudret.5'ten olma, Neval'den doğma kır bir arap atıydı..

3 ağustos 1996 günü İstanbul hipodromunda yarışseverlerin karşısına çıktı ilk kez. Ve bu yarışı 1.12 saniye farkla potayı önde geçerek noktaladı. 1996 yılını İstanbul'da tamamlayan Tansel, koştuğu 4 yarışı da kazandı. Aralarında Sıhtaha, Benkar gibi ileride Türk yarışçılığına damga vuracak olan, kendinden daha fazla koşu tecrübesine sahip 3 yaşlı rakiplerine şans tanımadı.

1997 yılını Şubat sonunda İzmir'de açan Tansel, 3 yarış koştuğu Şirinyer kumu'nda 2 birincilik alır. Bozdağ ve Sergen gibi kendinden büyük, önemli isimleri geride bırakır. 30 mart'ta aynı grupla koştuğu kum yarışta Bozdağ ve Sarar'a geçilip, Sergen'in önünde üçüncü olur ve tekrar İstanbul'a döner. Mayıs ayında koştuğu iki yarışta da potayı açık ara önde geçmesine rağmen birincilikleri sayılmaz ve sonunculuğa atılır. Bu yarışlardan birinde Sergen'e ve yavaş yavaş şampiyon olarak anılmaya başlanan Haberbatur'a yaklaşık 1 saniye fark yapar.

1998'de 1 yıllık aranın ardından Adana'da sezonu açan Tansel, Şubat'ın önünde birinciliğe uzanır. İstanbul'a dönen Tansel, 5 yarış üst üste birinci gelir. Aralıkta İzmir'e geçen Tansel, kumda uzak farkla 5. olup bu yılı kapatır.

1999 yılını İstanbul'da geçiren Tansel, 4 çim yarışında 3 birincilik alır. Kasım ayında koştuğu kum yarışında Yenifoçalı'ya burunla geçiliP sezonu kapatır.

2000 Mayısı'nda İstanbul'da üst üste 3 birincilikle başladığı yeni sezonu, Ağustos başında Ankara'da dördüncülükle noktalar.

2001 Mayıs'ta, Erselçuk, Karataş ve Yavuzca'yı geçerek sezona başlayan Tansel, Altılı ganyan dahilinde koştuğu sezonun ikinci yarışında Bekir Gökçe 'yi start çıkışında üstünden atarak 1.05 ganyanla girdiği yarışı derecesiz tamamlar. Daha sonra üst üste 5 yarış kazanan kır at, 4 ağustos 2001'de bir daha dönmemek üzere İstanbul pistlerine veda eder. Bursa'da Deprem'in ardında ikincilikle sezonu noktalar.
2002'yi şubat ayında İzmir'de açan Tansel, kumda altıncı olur. Daha sonra çimde koştuğu 3 yarışı kazanan Tansel, bu koşularda; Zabit, Şampiyon Anadolu Ateşi, Yavuzca, Veyselcan ve Erselçuk gibi başarılı atlara uzak farkla üstünlük sağlar ve İzmir'e de veda eder.
Bir kez koşup ikinci kaldığı Bursa pistine dönen Tansel, başarılı atlardan Dragon'u geride bırakarak, daha önce üzdüğü Bursa'lı yarışseverlerin huzurundan bir zaferle ayrılır.
Ankara'ya geçen Tansel çimde bir yarış kazanıp, kumda geçilir ve Ankara pistlerine de aralık ayında son kez çıkmış olur.

2003 Ocakta yarış kazanmadığı tek hipodrom olan Urfa pistine merhaba diyen Tansel,3 yarışını da kazanır. 24 mart 2003'te altılı ganyan dahilinde koştuğu son yarışında rakiplerinin 3 saniye önünde potayı önde geçen Tansel, 10 yaşında pistlere veda eder.
Yarış yaşamında 44 koşuya çıkan Tansel, 33 kez birinci gelir. İstanbul'da 26 koşuda 21 kez ganyan olan Tansel, İzmir'de 8'de 5, Bursa'da 2'de 1, Ankara'da 3'te 1, Urfa'da 4'te 4 ve Adana'da 1'de 1 yapar. Bütün hipodromlarda yarış kazanan Tansel, 33 çim yarışından 27 zaferle ayrılır. En çok Tınay Adışen 'le piste çıkan şampiyon, 15 yarışta 12kez galip gelir.
Tansel son kez gazete foto-finişi'nde.

Rahat uyu, unutulmaz Şampiyon...

Tuesday, 28 April 2009

İstanbul sezonu başladı..

"Atlar, İstanbul’un gemileri, trenleri ve rüzgârıyla yarışıyorlar… Gökyüzünün berrak, tatlı mavisi bu büyük yarışa hakemlik ediyor. Şiir gibi ahenkli, görkemli, bakışları ruha dokunan atlar, rüzgâra delice esmesi için eşlik ederken sağ yanda bulunan tren ve gemiler, “Bu evrendeki rüzgârla yarışın tek galibi sensin… Sen rüzgârla birlikte ve rüzgârdan doğdun… Biz bu yarışta ancak sana eşlik edebiliriz” diyorlar… Rüzgârın ıslığı, tren raylarından çıkan sesle, denizin sonsuzluğu birleşiyor gökyüzünde… Ve bu gerçeküstü melodi, tam bu üçünün birleştiği bir yerde toprağa iniyor… Orada, bu toprakta sanat, bilim, eğitim sevgiyle ama duyarlıklı bir sevgiyle yeşeriyor, yetişiyor…"

Rahmetli gazeteci Nimet Üyken böyle tarif ediyor İstanbul veliefendi hipodromundaki at yarışlarını..

26 nisan pazar günü ilkbahar-yaz sezonu startı birbirinden güzel koşularla verildi.İstanbul'da sezon, haftada üç gün; Çarşamba, Cuma ve Pazar olmak üzere 29 Kasım tarihine kadar sürecek.

İlk yarış gününe dönecek olursak, maiden koşulardaki kaliteli orjinli arap taylarının dikkat çektiğini görüyoruz. Yarış pistlerinin unutulmaz safkanlarından Yavuzca'nın ve Büyü'nün yavrularını bu yarışlarda izleme şansına sahip olduk. Ayrıca koşayalp yavrusu taylarda bu sezona iddalı giriyor gibiler.. Yeni taylarında pistlere çıkmasıyla 3 yaşlı arapları değerlendirmeye devam ederiz..

Hali-hazırdaki şampiyonlara dönersek, bu açıdan zengin bir sezon başlangıcı oldu. Yarışseverler Gazi şampiyonu Pan River ve koşarken efsane statüsüne yükselmiş arap atlarından Kafkaslı ve Turbo'yu aynı programda yakaladılar. Uzun yıllardır ben böyle zengin bir sezon başlangıcı görmemiştim, gerçekten güzel oldu.Saydığımız isimlerden bir tek Pan river finişi önde geçemedi ve Out of Control'ün arkasında ikinci kaldı.
Araplar'sa kuponları yatırmadı. İlk sahne alan Kafkaslı 89. yarışında 52. kez potayı önde geçti. Sahneye son çıkan Turbo ise kum/çim ayırt etmeksizin 18. startını da zaferle noktaladı. İlk gün böyle geride kaldı.

Sezonun geneliyle ilgili önemli koşu tarihlerini vererek yazıyı son düzlüğe getirelim..

17 Mayıs: ERKEK/DİŞİ TAY DENEME - FİKRET YÜZATLI
28 Haziran: GAZİ/KISRAK/ANAFARTALAR
26 Temmuz: BAŞBAKANLIK
23 Ağustos: I. İNÖNÜ/II. İNÖNÜ/ÇANAKKALE ZAFERİ
3 Eylül: TOPKAPI/BOĞAZİÇİ/MALAZGİRT
31 Ekim: CUMHURİYET / CUMHURBAŞKANLIĞI (ANKARA)
15 Kasım: VELİEFENDİ KUPASI KOŞUSU

HAYIRLI SEZONLAR...

Monday, 27 April 2009

Utanıyorum...

Şu dakika Trabzon'lu bir insan olarak utanıyorum. Tuttuğum takım Trabzonspor olmasa da ailemin kökeni Trabzon olduğu için o takımın yeri bende ayrıdır. Gönlümde ayrı yeri olan takımın her şeyi çok iyi bilen yönetimi yüzünden Ersun Yanal bugün istifa etti. Tahmin edebileceğim ve doğruluğuna %100 emin olduğum tek senaryo; aslında Ersun Yanal'ın kovulduğu ancak prestiji (Trabzonspor'un prestiji) kurtarmak adına istifa ettiği haberinin verildiğidir. Yazıklar olsun böyle memleketin yöneticilerine. Sezon başı bu sene şampiyonluk hedefimiz diyodunuz da takım şampiyonlar ligi iddiasını sürdürürken hoca ile yolları ayırmak ne oluyor ? Bu nasıl iki yüzlülük? Yazıklar olsun!

Huzursuzluk

Çok sık gidip müdavimi olduğun, hatta çalışanları ve sahibiyle arkadaş olduğun bir mekana arkadaşını getirirsin. Getirdiğin kişi yakın bir arkadaşındır, ancak mekandan fazla memnun olduğu söylenemez. Senin de farkında olduğun ancak çalışanlarla samimiyetinden dolayı tepki vermediğin yanlışlara/hatalara/olaylara arkadaşın tepki vermeye başlar. Bu tepkiler artarak çoğalır ve eninde sonunda mekan çalışanları da farkeder. İşte o durumu farkettikleri anda senin duracağın saf hakkında vereceğin karar en önemli huzursuzluk anlarından biridir. Ne yapacaksın arkadaşına mekanı mı savunacaksın yoksa mekan sahibi arkadaşın hakkında kötü konuşurken ona arkadaşını mı methedeceksin? İkilemin kralı budur gerisi yalan. Bunu bilir bunu söylerim ben.

Thursday, 16 April 2009

hiç farketmez, basıncı düşmez!


söz verdik, sözümüzü tuttuk! Yeni sistem, eski sistem farketmiyor! Buribaker'in tabiriyle "Sıfırcı Hoca" affetmiyor! Hadi hayırlı traşlar!