Tuesday, 5 May 2009

O bir Şampiyondu; Tansel

16 yıl önce bugün dünyaya geldi Tansel. Kudret.5'ten olma, Neval'den doğma kır bir arap atıydı..

3 ağustos 1996 günü İstanbul hipodromunda yarışseverlerin karşısına çıktı ilk kez. Ve bu yarışı 1.12 saniye farkla potayı önde geçerek noktaladı. 1996 yılını İstanbul'da tamamlayan Tansel, koştuğu 4 yarışı da kazandı. Aralarında Sıhtaha, Benkar gibi ileride Türk yarışçılığına damga vuracak olan, kendinden daha fazla koşu tecrübesine sahip 3 yaşlı rakiplerine şans tanımadı.

1997 yılını Şubat sonunda İzmir'de açan Tansel, 3 yarış koştuğu Şirinyer kumu'nda 2 birincilik alır. Bozdağ ve Sergen gibi kendinden büyük, önemli isimleri geride bırakır. 30 mart'ta aynı grupla koştuğu kum yarışta Bozdağ ve Sarar'a geçilip, Sergen'in önünde üçüncü olur ve tekrar İstanbul'a döner. Mayıs ayında koştuğu iki yarışta da potayı açık ara önde geçmesine rağmen birincilikleri sayılmaz ve sonunculuğa atılır. Bu yarışlardan birinde Sergen'e ve yavaş yavaş şampiyon olarak anılmaya başlanan Haberbatur'a yaklaşık 1 saniye fark yapar.

1998'de 1 yıllık aranın ardından Adana'da sezonu açan Tansel, Şubat'ın önünde birinciliğe uzanır. İstanbul'a dönen Tansel, 5 yarış üst üste birinci gelir. Aralıkta İzmir'e geçen Tansel, kumda uzak farkla 5. olup bu yılı kapatır.

1999 yılını İstanbul'da geçiren Tansel, 4 çim yarışında 3 birincilik alır. Kasım ayında koştuğu kum yarışında Yenifoçalı'ya burunla geçiliP sezonu kapatır.

2000 Mayısı'nda İstanbul'da üst üste 3 birincilikle başladığı yeni sezonu, Ağustos başında Ankara'da dördüncülükle noktalar.

2001 Mayıs'ta, Erselçuk, Karataş ve Yavuzca'yı geçerek sezona başlayan Tansel, Altılı ganyan dahilinde koştuğu sezonun ikinci yarışında Bekir Gökçe 'yi start çıkışında üstünden atarak 1.05 ganyanla girdiği yarışı derecesiz tamamlar. Daha sonra üst üste 5 yarış kazanan kır at, 4 ağustos 2001'de bir daha dönmemek üzere İstanbul pistlerine veda eder. Bursa'da Deprem'in ardında ikincilikle sezonu noktalar.
2002'yi şubat ayında İzmir'de açan Tansel, kumda altıncı olur. Daha sonra çimde koştuğu 3 yarışı kazanan Tansel, bu koşularda; Zabit, Şampiyon Anadolu Ateşi, Yavuzca, Veyselcan ve Erselçuk gibi başarılı atlara uzak farkla üstünlük sağlar ve İzmir'e de veda eder.
Bir kez koşup ikinci kaldığı Bursa pistine dönen Tansel, başarılı atlardan Dragon'u geride bırakarak, daha önce üzdüğü Bursa'lı yarışseverlerin huzurundan bir zaferle ayrılır.
Ankara'ya geçen Tansel çimde bir yarış kazanıp, kumda geçilir ve Ankara pistlerine de aralık ayında son kez çıkmış olur.

2003 Ocakta yarış kazanmadığı tek hipodrom olan Urfa pistine merhaba diyen Tansel,3 yarışını da kazanır. 24 mart 2003'te altılı ganyan dahilinde koştuğu son yarışında rakiplerinin 3 saniye önünde potayı önde geçen Tansel, 10 yaşında pistlere veda eder.
Yarış yaşamında 44 koşuya çıkan Tansel, 33 kez birinci gelir. İstanbul'da 26 koşuda 21 kez ganyan olan Tansel, İzmir'de 8'de 5, Bursa'da 2'de 1, Ankara'da 3'te 1, Urfa'da 4'te 4 ve Adana'da 1'de 1 yapar. Bütün hipodromlarda yarış kazanan Tansel, 33 çim yarışından 27 zaferle ayrılır. En çok Tınay Adışen 'le piste çıkan şampiyon, 15 yarışta 12kez galip gelir.
Tansel son kez gazete foto-finişi'nde.

Rahat uyu, unutulmaz Şampiyon...

Tuesday, 28 April 2009

İstanbul sezonu başladı..

"Atlar, İstanbul’un gemileri, trenleri ve rüzgârıyla yarışıyorlar… Gökyüzünün berrak, tatlı mavisi bu büyük yarışa hakemlik ediyor. Şiir gibi ahenkli, görkemli, bakışları ruha dokunan atlar, rüzgâra delice esmesi için eşlik ederken sağ yanda bulunan tren ve gemiler, “Bu evrendeki rüzgârla yarışın tek galibi sensin… Sen rüzgârla birlikte ve rüzgârdan doğdun… Biz bu yarışta ancak sana eşlik edebiliriz” diyorlar… Rüzgârın ıslığı, tren raylarından çıkan sesle, denizin sonsuzluğu birleşiyor gökyüzünde… Ve bu gerçeküstü melodi, tam bu üçünün birleştiği bir yerde toprağa iniyor… Orada, bu toprakta sanat, bilim, eğitim sevgiyle ama duyarlıklı bir sevgiyle yeşeriyor, yetişiyor…"

Rahmetli gazeteci Nimet Üyken böyle tarif ediyor İstanbul veliefendi hipodromundaki at yarışlarını..

26 nisan pazar günü ilkbahar-yaz sezonu startı birbirinden güzel koşularla verildi.İstanbul'da sezon, haftada üç gün; Çarşamba, Cuma ve Pazar olmak üzere 29 Kasım tarihine kadar sürecek.

İlk yarış gününe dönecek olursak, maiden koşulardaki kaliteli orjinli arap taylarının dikkat çektiğini görüyoruz. Yarış pistlerinin unutulmaz safkanlarından Yavuzca'nın ve Büyü'nün yavrularını bu yarışlarda izleme şansına sahip olduk. Ayrıca koşayalp yavrusu taylarda bu sezona iddalı giriyor gibiler.. Yeni taylarında pistlere çıkmasıyla 3 yaşlı arapları değerlendirmeye devam ederiz..

Hali-hazırdaki şampiyonlara dönersek, bu açıdan zengin bir sezon başlangıcı oldu. Yarışseverler Gazi şampiyonu Pan River ve koşarken efsane statüsüne yükselmiş arap atlarından Kafkaslı ve Turbo'yu aynı programda yakaladılar. Uzun yıllardır ben böyle zengin bir sezon başlangıcı görmemiştim, gerçekten güzel oldu.Saydığımız isimlerden bir tek Pan river finişi önde geçemedi ve Out of Control'ün arkasında ikinci kaldı.
Araplar'sa kuponları yatırmadı. İlk sahne alan Kafkaslı 89. yarışında 52. kez potayı önde geçti. Sahneye son çıkan Turbo ise kum/çim ayırt etmeksizin 18. startını da zaferle noktaladı. İlk gün böyle geride kaldı.

Sezonun geneliyle ilgili önemli koşu tarihlerini vererek yazıyı son düzlüğe getirelim..

17 Mayıs: ERKEK/DİŞİ TAY DENEME - FİKRET YÜZATLI
28 Haziran: GAZİ/KISRAK/ANAFARTALAR
26 Temmuz: BAŞBAKANLIK
23 Ağustos: I. İNÖNÜ/II. İNÖNÜ/ÇANAKKALE ZAFERİ
3 Eylül: TOPKAPI/BOĞAZİÇİ/MALAZGİRT
31 Ekim: CUMHURİYET / CUMHURBAŞKANLIĞI (ANKARA)
15 Kasım: VELİEFENDİ KUPASI KOŞUSU

HAYIRLI SEZONLAR...

Monday, 27 April 2009

Utanıyorum...

Şu dakika Trabzon'lu bir insan olarak utanıyorum. Tuttuğum takım Trabzonspor olmasa da ailemin kökeni Trabzon olduğu için o takımın yeri bende ayrıdır. Gönlümde ayrı yeri olan takımın her şeyi çok iyi bilen yönetimi yüzünden Ersun Yanal bugün istifa etti. Tahmin edebileceğim ve doğruluğuna %100 emin olduğum tek senaryo; aslında Ersun Yanal'ın kovulduğu ancak prestiji (Trabzonspor'un prestiji) kurtarmak adına istifa ettiği haberinin verildiğidir. Yazıklar olsun böyle memleketin yöneticilerine. Sezon başı bu sene şampiyonluk hedefimiz diyodunuz da takım şampiyonlar ligi iddiasını sürdürürken hoca ile yolları ayırmak ne oluyor ? Bu nasıl iki yüzlülük? Yazıklar olsun!

Huzursuzluk

Çok sık gidip müdavimi olduğun, hatta çalışanları ve sahibiyle arkadaş olduğun bir mekana arkadaşını getirirsin. Getirdiğin kişi yakın bir arkadaşındır, ancak mekandan fazla memnun olduğu söylenemez. Senin de farkında olduğun ancak çalışanlarla samimiyetinden dolayı tepki vermediğin yanlışlara/hatalara/olaylara arkadaşın tepki vermeye başlar. Bu tepkiler artarak çoğalır ve eninde sonunda mekan çalışanları da farkeder. İşte o durumu farkettikleri anda senin duracağın saf hakkında vereceğin karar en önemli huzursuzluk anlarından biridir. Ne yapacaksın arkadaşına mekanı mı savunacaksın yoksa mekan sahibi arkadaşın hakkında kötü konuşurken ona arkadaşını mı methedeceksin? İkilemin kralı budur gerisi yalan. Bunu bilir bunu söylerim ben.

Thursday, 16 April 2009

hiç farketmez, basıncı düşmez!


söz verdik, sözümüzü tuttuk! Yeni sistem, eski sistem farketmiyor! Buribaker'in tabiriyle "Sıfırcı Hoca" affetmiyor! Hadi hayırlı traşlar!

Friday, 27 March 2009

España - Turquia

İberya da 1. sınıf futbolun oynandığı bir coğrafya. Ulusal anlamda belli bir kaliteye ulaşan fakat büyük başarılara imza atamayan bir Portekiz, ve -onlar her ne kadar doğudan gelen tek iyi şeyin güneş olduğunu söyleseler de- Portekiz Futbolunun gelişimine katkısı olan bir İspanya var o güzel yarımadada.

İspanya, liginin kalitesini -nihayet- ulusal takıma da taşıyıp geleceğin süpergücü olduklarını hem yıldızlarıyla, hem de bu yıldızların uyumuyla gösterdi.

Türkiye'mizde de durum illaki kendine has. Milli takıma yabancı eli değmediğinden düzgün bir ivmeyle ilerliyoruz. Ligimiz de iyi etkilenir bu gidişattan umarım.

Takımların ve liglerin durumu ne olursa olsun iki güzel ekip karşılaşacak yarın akşam. Kimse 3 puan beklemiyor. Ama beklenmedik puan kayıplarını da hesaplarsak, İspanya maçlarından alacağımız puanlar bizim kaderimizi belirler, artık yarısına geldiğimiz bu yolda...

Wednesday, 25 March 2009

Kahramanım



Her insanın olmak istediği ya da imrendiği kişi yada başka bir deyişle bir kahramanı mutlaka vardır. Benim de var aslında ancak kim olduğunu,nasıl biri olduğunu, ne yediğini, ne içtiğini bilmediğim birisi benim idolüm. Sadece Banksy mahlasıyla yaptığı stencil(şablon) çalışmalarına Britanya adasında rastlanıyor. Ada dışında yaptığı, dünyada ses getiren ve bilinen çalışması ise İsrail'in ördüğü utanç duvarının Filistin tarafına yaptığı enfes çizimler. 
Banksy, Britanya'lı 30'lu yaşlarında dünyada çok büyük saygınlığı olan ünü denizaşırı ülkelere ulaşmış bir stencil ustası. Kimliğini açıklamamakta kararlı. Bir efsaneye göre kendi açtığı sergisine Angelina Jolie&Brad Pitt çiftini getirecek kadar çevresi olan ancak kendisi kimliğini belli etmemek uğruna sergisine gitmeyen bir stencil ustası. 
Dünyada sayısız hayranı var ve hayranları arasında Banksy'nin efsaneleşmiş stencillerini vücutlarına dövme yaptırarak ölümsüzleştirenler de mevcut. İnsan sormadan edemiyor, bu kadar ses getiren çalışmaları yapmak ve o çalışmaları herkes takdir ederken uzaktan bu durumu bir yabancıymış gibi izlemek nasıl bir şeydir acaba? Zor olmalı. 

Deyim yerindeyse piyasada sanatçıyım diye geçinen insanların çoğundan daha fazla ses getiren ve daha çarpıcı çalışmalara imza atıyor. Kimliğini gizlediği için bu derece pervasız olabildiği söylense de yaptığı çalışmalar ne kadar zeki ve birikimli bir insan olduğunu belgeler nitelikte. En azından bu yönüyle çok büyük bir takdiri hak ediyor. 

Sonuç olarak kendime Banksy'yi hedef seçerek çıtayı nirvanaya koymuş olsam da bu amaç uğrunda çaba sarf etmek zannedersem bana çok fazla şey katacaktır. Viva Banksy!

Tuesday, 24 March 2009

yandım mp3'ün elinden!


Müzik piyasası'nın geldiği son durumu gözler önüne seren çarpıcı bir örnek.. Arkadaş, ufak Mp3'üne bir değil, tam 7 tane kenan doğulu sığdırmış.. yok, yok ben yanlış saymadım, ekrana sığan 6 tane, parmak marifetiyle bir tık döndürürsek, resmi çeken şahıs olarak bir başka kenan doğulu'yla karşılaşacağınıza dair sizi temin ederim..
Bu arada, bu alet'in yaptığı da iş değil hani, arkadaşın başı TAG'lerle fena halde belaya girmiş.. neyse Hangisini dinlesek?? hadi bi kenen dogulu çalalım..

İstanbul'daki "Usher Evi" bu olsa gerek...



“…En göze çarpıcı özelliği müthiş eski oluşuydu. Asırlar rengini soldurmuştu. Bütün dış yüzeyi yosun kaplıydı; karmaşık ağlar halinde dolanmış, dam saçaklarından sarkıyorlardı. Yine de bina aşırı bir şekilde köhne değildi. Hiçbir yeri yıkılmamıştı. Kısımları arasında hala var olan kusursuz uyumla, teker teker ele alınınca ufalanmakta oldukları görülen taşları büyük bir tezat teşkil ediyordu. Bütün bunlar yıllarca unutulmuş bir yeraltı mezarında kalan ve havasızlıktan çürüyen eski ahşap tabutları anımsatıyordu. Ancak binanın dış cephesinde yoğun bir çürümenin izlerinin dışında bir dengesizlik görülmüyordu…”


Edgar Allan Poe'nin meşhur "Usher Evi'nin Çöküşü (1839)" öyküsünde böyle tanıtılır bu lanetli ev, Dost Körpe çevirisiyle.
1960 yapımı "House of Usher" filmi de, bu öyküden uyarlanmıştır. Yönetmen Roger Corman, Kaliforniya, Orange county'de bir evi kullanmıştı.. belki Cibali'deki bu metruk binayı görseydi, film İstanbul'da çekilebilirdi..

Bu ahşap yapı hayret verici bir şekilde tabire uyuyor, bence.

Monday, 23 March 2009

Estambul



Dünya'nın başkentini çok güzel anlatan bir çalışma. Yapan edenin ellerine sağlık. Şiddetle tavsiye ediyorum. İzleyiniz,izletiniz...