Thursday, 27 November 2008

Cem Yılmaz



Kardeşim otur adamı izle, aynı muhabbet içerisindeymişsin gibi gül işte. Yapamıyosan hiç bakma bile. Ne öyle izliyosun gülüyosun ondan sonra yok belaltıymış yok bilinen şeylermiş vesaire. Kasıyosun kendini aman neyine gülüyorsunuz ben o kadar izledim gülecek bir şey bulamadım ayakları.Uzun lafın kısası cem yılmaz'ı izleyip güldükten sonra -yemekteyiz programında yemeği bayılarak yedikten sonra misal- çemkirenlere ayar oluyorum. Müthiş muhabbet vardı dünkü programda keşke bütün futbol programları böyle olsa. Olur da izleyememişler varsa diye bu da linki.

Friday, 21 November 2008

Issız Adam


Hiç aklımda yoktu aşk filmi izlemek aşık olma arifesinde. Pek de iyi gelmedi zaten kendimi iyi hissetmiyorum. Yeni başladığım gerilim-polisiye kitabıma adapte olamadım. Her an aklımda filmdeki karakterlerin söyledikleri, yaptıkları.. TRT deyimiyle Çağan Irmak, "insanın gönül telini titretmeyi" biliyor.

Thursday, 20 November 2008

Österrayiş und Türkei - Fussbalingen Ştrayze


Arkadaşlarımla maçı izliyorum dün akşam. Son zamanlarda yükselen grafiği ile dikkat çeken Avusturya'nın ilk yarım saatte gösterdiği baskılı oyun arkadaş(!)larımdan bazılarını rahatsız etmiş olacak ki, kendileri Türkiye'nin takım oyunu "oynayamayacağı", maçtan maça değişen oyuncuların birbirlerine uyum sağlamasının zorluğu, kadroda herhangi bir nedenle olmayan oyuncuların eksikliğinin hat safhada olduğu konularında çeşitli yorumlarda bulundular tabi art niyetli bu yorumlardan pek hoşlanmadım. Üstüne bi taraftarın da sevinç gösterisi - tabi ki onaylamıyorum- bi arkadaşımda "Türk işte" demesine neden olan kimyasal bi reaksiyon başlattı ki bu da, ona karşı bazı hislerimi bitirdi.. Zira 1-1 lik eşitlikten sonra da umutsuz ve talihsiz demeçlerine devam etti. Fakat cevabı takımımız verdi, bize de onla dalga geçmek kaldı..

Gelelim şu türkişte meselesine. Teknik açıdan günümüz şartlarında bir Türk'ün Dünya'ya bedel olması tartışılabilir fakat buna bu kadar sarmanın da anlamı yok. Figo'nun Real Madrid'e gittikten sonraki ilk Barça maçında Figo'ya, sahaya girip yüzüne atkıyı atan vatandaşın, envai çeşit sataşmaları yapanların; euro2008 elemelerinde Danimarka-İsveç maçında hakeme saldırıp maçı tatil ettiren taraftarın ve dün, tam da bizim takımın "hazırlık" yaptığı saatlerde tam da bizim gruptaki takımlardan Belçika ve Ermenistan arasında yapılan "resmi" maçtaki teşhircinin ve ilk anda akla gelmeyen bir çok holigan faaliyette adı geçen adalının, çizmelinin, hispanoamerikalının Türklük ile ilgilendiklerini hiç zannetmiyorum. Eskiden sadece bize yaptıklarını sandığımız ırkçılığı kendimizi sevmeyerek nerdeyse biz kendimize yapıyoruz.

Hep bahsettiğim "Herşeyi bilmemek lazım, kendi işimize bakalım." olayı burda da karşımıza mı çıktı, yoksa o arkadaş kendi bildiklerini göstermek için oyuncularından teknik ekibine kadar ülkenin en önemli aktif futbol adamlarını mı ezdi bilemiyorum ama as oyuncularımızdan bazılarının eksiklerine rağmen deplasmanda 4-2 güzel skor. Hele 6 gol de gayet hoştu. Futbolun oyun olduğunu unutmamak lazım. "Yok ben bişeyleri değiştirmek istiyorum" diyen varsa çok çalışsın geçsin milli takımın başına o da olmadı koysun adaylığını seçimlerde destekleyelim...

Friday, 7 November 2008

Wall-E



Yok böyle bir şey. Böyle ikili sinema tarihinde yok. Ciddiyetimden şüphe eden filmi izlesin sonra da hakkımda düşündüklerinden utansın. Müthiş bir animasyon.

Wednesday, 5 November 2008

Vaya Robo!

Duhtbrahmayla ne zaman maç esnasında canlı bağlantı yapsak atletico'm madrid'im gol yiyor. Bütün Atleti taraftarlarından beraberlik için özür diliyorum. Hakem için yorumu marca yapmış zaten: Vaya Robo!

Friday, 31 October 2008

Gözyaşı

Kaç zamandır bloga bir şeyler karalamayı düşünüyorum ancak çoğu zaman konsantre olup yazamıyorum, bazen de aşağıda alıntısını yapacağım, "ek$isözlük"ün şahsımca en kuvvetli kalemi "Lacrima"nın yazılarından birine rastlayıp hevesimi kursağımda bırakıp klavyeden ellerimi çekiyorum. İçerik,tasvir,ve buna benzer birçok kategoride büyüleyici bir yazı. Başlığı "Yıllık Resimleri". Noktasına dokunmadan aktarıyorum.

"sanırdık ki yıllıklarımız bir zamanlar ne kadar da(ha) genç ve çirkin ve rüküş olduğumuzu ebediyete kazımak için, hayatın tek yönde ve geri dönüşsüz akışına tanıklık için, çocuklarımızın nasıl bizim de bir zamanlar onlar gibi olduğumuzu büyülenmişlikle, inanmazlıkla seyre dalmaları için var. bilmezdik ki yıllıklarımızın iki kapağı -nostalji ülkesinin o iki kapısı- arasında bir de tüm sinsiliğiyle istikbalimize dair en gerçekleşesi kehanetler; karakterimiz, mutluluğumuz, esenliğimize dair en derin hikmetler yatarmıs. evet dostlar, şimdi yıllıklarımızı kimbilir nerelerden indirip çıkarmanın, yıllık resimlerimizi belki yılların ardından yeniden alıcı gözüyle süzmenin vaktidir. şimdi, tek bir lahzada donmuş kalmış o eski bize, önümüzde nihayetsiz uzandığını tasavvur ettiğimiz hayat ihtimallerinin hülyası ile pırıl pırıl çehremize, ama hepsinden de çok ağzımızdaki ifadeye, fotoğraf makinasının bizi kıskıvrak yakaladığı o anda dudaklarımızın aldığı şekle bakmanın vaktidir. 

bilirsiniz, kimi gülüşler, gülümseyişler tabiidir, gerçektir, kendiliğindendir; diğerleri ise suni, yalandan ve zorlama. eğer ki kendinin ve başkalarının duygularını teşhis edip yorumlamakta allah vergisi bir maharete sahip, duygusal zekası yüksek bir yapının insanıysanız, bu iki tarz gülüşü birbirinden ayırmakta müskülat çekmezsiniz. beşeri ilişkiler konusunda daha az incelikli olanlarımız için ise gülen kişinin yüz kaslarını özenle incelemek, bilhassa da ağız ve göz çevrelerinde oluşan belli şaşmaz imarelere dikkat etmek o gülüşün içtenliği hakkında doğru bir yargıya varmaya yetecektir. işte, 1968 tarihli bir lise yıllığındaki resimleri bu kriterlere göre tetkik eden ve ardından resimlerdeki insanlarla temasa geçen amerikalı bilim adamlarının yıllık resimleri çekilirken candan, yürekten gülmüş gençlerin, daha bir zorlama gülmüş ya da hiç gülmemiş olanlara kıyasla şimdi hayatından çok daha memnun, daha sağlıklı ilişkiler yaşayan, evliliklerinde daha mutlu bireyler olduğunu keşfetmiş olmaları bilmem bana geldiği kadar size de sempatik ve ilginç gelir mi... 

bu bilgi, hayata karşı genel bir neşe ve coşku hali içinde olmanın inkar edilemez faydaları hakkındadır, ki bu konuda yapılmış başka kayda değer, özgün çalışmalar da yok değildir: dini yeminlerini etmelerinden hemen önce hayatları hakkında birkaç satır karalamaları istenen genç rahibelerin 1930'lu yıllarda yazdıkları incelendiğinde, içinde en olumlu duyguları ve hayata dair en şevk dolu yaklaşımları barındıran metinlerin yazarlarının aynı zamanda en uzun yaşayan, en sağlıklı rahibeler olduğu bulunmuştur, ki bu da olumlu duygu, müspet düşünce, içten gülüş, tatlı bakış ile mutlu ve uzun bir yaşam arasındaki korelasyonu gözler önüne seren bir başka emsaldir. 

reddedecek değilim ki, bu çalışmalardan haberdar olduğum ilk günden beri her resmimde ayrı bir aşırı samimiyetle gülüyor, yazdığım her bir metne ayrı bir öfori ile dolu kelimeleri serpiştiriyorum. kıvanç! saadet! şakrak!"

Lacrima(17.08.2007,23:31) ek$isözlük

Sunday, 19 October 2008

Artık Yeter..

1986'dan beri antrenörlük yapıyor. Çalıştırdığı takım sayısını yazamıyorum, kafam karıştı.. Bu takımların hiçbirinde 2 sezondan fazla çalışmadığını gördüm. Futbol extra dergisinde yer alan 2007 tarihli araştırmaya göre; Türkiye Ligi'nde son 15 yılda en çok takımda görev yapan teknik adam sıralamasında ilk sırayı kimselere kaptırmamış, 1994-2007 sezonları arasında 15 sezonda 13 değişik takımda görev yapmış, neredeyse bütün "il-spor" klüplerimizde birer kez çalışmış, hatta bazı klüplerde farklı zamanlarda olmak üzere 3 kez görev yaptığı bile olmuş Yılmaz Hocanın..

Kocaelispor-Fenerbahçe maçının uzatma dakikalarında gelen nizami golden sonra yerlerde süründü, biraz emekledi, sonra düştü-kalktı, hakeme saldırdı.. yani bunca yıldır artık bıktığımız, nefret ettiğimiz görüntülerine bir yenisini daha ekledi.. Yirmi iki yıldır Türkiye liglerinde çalışan bir antrenör olarak bu kaybettiğin puanlar ne ilk ne de son.. bunca yıla rağmen, her sezon geçtikçe daha olgun davranışlarda bulunacağına, her sezon daha gülünç durumlara düştüğünü üzülerek görüyoruz..

Kendisi Köln spor akademisinden yetiştiğinden, çok bilgili olduğundan dem vurur, -öyledir belkide, teknik anlamda eleştiri yapmak bana düşmez- fakat olaya bakış açısı anlamında bazı sorunlar görülüyor, acaba hangi çağdaş, "avrupalı!" teknik direktör kart gördü diye oyuncusunu saha kenarında dövmüştür yada başka sebeplerle oyuncusunu tokatlamıştır..

Artık yetmedimi yahu?..

Friday, 10 October 2008

- Niye Çattın Kaşlarını -

Hıncal Uluç, ben gözümü açtığımdan beri hayatımda. Yazılarını kitaplarını okur, programlarını izlerim. Kendisi bi programda hatırladığım kadarıyla, gençliğinde mahalledeki arkadaşlarına voleybolu ve basketbolu tanıttığını fakat onu hep geçtiklerini ve bir süre sonra onu aralarına almamaya bile başladıklarını anlatmıştı. Oynamayı bilmediğini ama fileyi, potayı kendisinin diktiğini söylemişti. Modadan, spordan, siyasetten, sanattan kısacası herşeyden anlayan bir adam. Zülfü Livaneli'nin, uygulama evresine geçiş yapamayan bir türü yani...

Fakat tüm bu birikime bilince rağmen özel hayatındaki olumsuzluklardan mıdır yoksa yaşlılığın getirdiği bi huysuzluk mudur bilemem, çatık kaşlar, herşeye bir tepki, karamsar bi yaklaşım içimi bayan.. Bir de bunu yaparken programın ismine uysun diye galiba, iyice kanıksayalım diye her lafın arasına 90 dk. ara verip beni biraz daha fazla gerer. Ülkemize gelmiş, dilimizi yeni öğrenmiş bir futbolseverin onun Galatasaraylı olduğunu anlaması mümkün değil.

Herşey mi kötü gider bu klüplerde? Kimse başarılı değil mi? Yenilse bi takım ilk o gider elinde kılıçla kafa kesmeye, takım maçı aldı diyelim, bu sefer kaçan golleri anlatır bize. "Dört büyüklerden başkası yenemez. Aleyhte bir sonuç varsa dört büyükler yenilmiştir." mantalitesinin esir aldığı bir başka tekel medya neferi olması da cabası...

Burdan kendisine sesleniyorum. Bundan sonra bari daha bi gülümser ol mankenlerin yanında olduğun gibi. Tavrından düşüncelerinden ödün vermeni istemek illaki yanlış ama, Allah uzun ömür versin, hangi dede sana daha yakın? Herkesin sevdiği Noel baba gülüşlü Süleymen Seba mı, efsane fakat suratsız Luis Aragonés mi?

Monday, 6 October 2008

Dertler Benim Olsun



madem sözü hezimetten açtı duhtbrahma, bütün hezimet yaşayanlara gelsin,şarkı denemez bu şahesere... çok yaşa Orhan Baba

Ek$i Sözlükten tabularasa'nın entrisini noktasına dokunmadan aktarıyorum: 

"...keder meyhanesindeyiz. babalar toplanmış. bir plak dönüyor, meyhanenin depresyon köşesinde. cızırtısına can kurban. görünmez parmakliklar var meyhanenin etrafını çeviren. zümrüt yeşili gözlere ağıt yakanlarin agzında bir gencebay içtenliği:"dertler benim olsun".. nelere nelere tekabül etmezki bu şarkının yarattığı yoğunluk. elitist arabesk deyin isterseniz. isterseniz duygu sömürüsü.. yok kardeşim; olmuyor bu şarkı çalmadan. daha nice şarkılar var. ama bu şarkı yakışır rahmetli aşkların tabut taşıma törenlerine. bu şarkıyla kaç kez enkaz kaldırdık be orhan abi? kaç yüreğe benzin döktün sen? bak babaların hepsi koymuşlar rakılarını tokuşturuyorlar görkemli aşk yaralarının şerefine. ömru vermişler, almışlar dertleri. aşk yok hayatımda azizim, hala beni niye etkiliyor aynı şiddette bu şarki? -di'li gecmiş zamanın pişmanlık tortularını attım, bir bardak demli sabah çayıma orhan abi. 

kaldırırız biz enkazları tereddütsüz seve seve.
yeter ki sen:
bas mızrabı bağlamanın gözüne..."

--Haftalık Hezimet Raporu--



Geçen hafta sordular n'olur Atletico - O.Marsey diye, Calderon'da Sevilla yaptı ya ince ayar, "kafaları karışıktı o yüzden yenildiler, bu maçı alırlar" dedim. Kafalar nası karışık olmasın hangi takımda var böyle fikstür, sırayla : Sevilla, O.Marsey, Barsa, R.Madrid, Liverpool, Villareal... Aceto'nun Barça-Atletico maçı için yazdıklarına yorumlar yapmış R.Madrid'linin biri nası canım sıkıldı, gerçi eleman ne Atletico'yu ne Barça yı ne de hakemi seviyo..

Bu hafta ben şahsen 8 gol yedim. 6'sı Barsa'dan, 2'si Bursa'dan. Hadi Atletico'nun işi zor, fikstürü kötü. Baros, hiç mi pas vermediler sana be gülüm. Bak Aghahowa'ya, leblebi gibi vallaha. Umutluyuz ama. Hem la ligada hem de tslde hem de avrupada...