Saturday, 26 April 2008
Sunday, 20 April 2008
I'm forever blowing bubbles

Saturday, 19 April 2008
Dua

Tanrı kulları rahat etsin diye dünyaya durmadan güzellikler bahşeder. Yaptıklarını bizim için akıl almaz kılan ise o güzellikleri yenilemesidir. Yani hiç bitmez onun güzellikleri, sonu yoktur...
Biz bozarız bazen onları.. Michael Jackson kendi cörtleyenlerden.. Biz hiç bişey yapmadık. Sadece sevdik, dinledik, baştacı ettik. O yanlış anladı ama... Üzüldük..
Kullarının üzüldüğünü gören Tanrı sonsuz vericiliğini tekrar gösterdi ve bu sefer ten rengini değiştirmek istemeyecek, ağzı burnu düzgün, beyaz bir genci sundu; sesini kulağımıza, dansı ve tavırlarını gözümüze.. Ve aynı kalitede..
Onun canlı performansını ekrandan izlemek bile heyecanlandırıyor beni ki yakından izlesem Tarkan izleyen liseli kızlar gibi hissederim galiba..
Tanrım sen Justin Timberlake'i koru. Gerçi ben rahatım. O da cörtlerse bilirim ki sen zaten daha iyisini bahşedersin bu aciz müsikişinas kullarına...
Wednesday, 16 April 2008
Cem Dizdar

Fanatiklik yapmayan futbola mantık çerçevesinde bakan , kazandığı noktada kaybeden için de üzülebilen , her şeyden önce sahada emek verenin hakkını veren spor yazarı. Böyle insanlar çoğaldıkça belki de vizyonumuz sahadaki hakem hatalarının ve yaratılan komplo teorilerinin ötesine geçer. son şaheseri ; http://www.ntvspor.net/Pages/22510.asp
Aluminados

Tuesday, 15 April 2008
Popçular Dışarı

Popüler kültür, bir yaşam tarzı, bir bakış açısı... İnsanın sahip olmak için çabalamasına gerek olmayan, tüketiciliğin hat safhada olduğu bi durum. Peki, neyi tüketir? Emeği, bilgiyi, görgüyü, saygıyı...
Pazar akşamı popüler bi futbol yorum yayını izliyorum.. Ziya Şengül abimiz saz arkadaşlarıyla beraber Kezman’ı yerden yere vurmakla meşgul... Bi ara daha önceki performansından örnekler verirken oynadığı takımları PSV, Chelsea, İspanya(?), Fenerbahçe diye saydı. Tamam PSV yi ve Chelsea yi babamızın oğlu gibi biliyoruz da bu ispanya ne ola ki? Neden “İspanya”? Adam Sırp. İspanya milli takımında oynayamaz. Haa o zaman la liga da bi takımdan bahsediyo abimiz. Hangi takım bu? Real Madrid , Barcelona, Valencia, falan olsa söylerdi; biliyodur zahar.. Eee adını söylemeyi mi bilmiyo, kelimelerin yazıldığı gibi okunduğu bi dil İspanyolca. Fransızcadaki gibi Bordeaux yazıp bordo da okumuyosun.. Cahil mi o zaman? Hayır. Gayet dolu bi abimiz (en azından vasatın üstünde)...
Be güzel abim desene “Atletiko Madrit” diye.. neden korkuyosun?
Senin o adını söylemediğin takım var ya, ne kupalar kaldırmış, ne başarılara imza atmış, dünya devleri Barça’ya, Real’e, Bayern’e (şampiyon kulüpler kupası), Independiente’ ye (kıtalararası) Galatasaray’a (!) karşı ne zaferler kazanmış... Bünyesinde ne oyuncular barındırmış dünyayı sallayan:
- Luis Aragonés
- Diego Simeone
- Milinko Pantić
- Abel Resino
- Andoni Goikoetxea
- Roman Kosecki
- Bernd Schuster
- Javier Irureta
- Christian Vieri
- Jimmy Floyd Hasselbaink
- Germán Burgos
- Fabricio Coloccini
- Luciano Galletti
- Celso Ayala
- Demetrio Albertini
- Cosmin Contra
- Ariel Miguel Santiago Ibagaza
- Santiago Solari
- Quinton Fortune
- Mateja Kežman
- Fernando Torres
- Martin Petrov
- Kiko
- Ruben Baraja
- Luccin
- Sergi Barjuan
- Jesper Grønkjær
- Demis Nikolaidis
- José Mari
......
Adını, Atletico ile duyunca şaşıracağı belki de kimler var bizim bilmediğimiz ama amacı o an Kežman’ı yermek olduğundan bu dünya devini ispanya’daki herhangi bi takım olarak hissetti. Ne kadar acı ki para kazandığı sektörde, değerini tüm dünyanın bildiği, 9 la liga şampiyonluğu, 9 ispanya kral kupası, 1’er ispanya süper kupası, kupa galipleri kupası ve kıtalararası kupa sahibi, la ligada bazı istatistiki veriler açısından Barça’yı, Real’i bile geride bırakan, España'nın en köklü takımlarından olan; stadıyla ve kurulduğu bölgeyle eşsiz, renkleriyle tanıdık, maçlarındaki atmosferiyle ikinci ligde bile efsane bi takımı popüler kültür esaretinde es geçti. Ben üzüldüm. Ama bunu Ziya Şengül’den beklemediğimden falan değil tabi.
Hangi radyoda dinlediğimi hatırlamıyorum ama DJ in 20 senelik “Bu kalp seni unutur mu” adlı Fikret Kızılok şarkısını “Çelik’in o unutulmaz parçası geliyor şimdi...” diye sunması gibi bu...
Friday, 11 April 2008
Keep on cheering it makes miracles!

"futbol 22 kişinin 90 dakika boyunca oynadığı ve sonunda almanların kazandığı bir oyundur." buna benzer bir cümleydi Gary Lineker tarafından söylenen. bugünde aynısı oldu. bu son olsun artık! inşallah Uefa kupasını Tekke kaldırır.
Wednesday, 9 April 2008
Geçmiş olsun!!
Eveet. Bir Şampiyonlar Ligi heyecanını da milli duygular bazında geride bıraktık. Bize bu heyecanı yaşatan Fenerbahçe'ye ben de teşekkür ediyorum tabi.. Ama ne var ki takım tutma konusunda, oyun kalitesinde olduğu gibi daha çok yolumuz olduğu kesin.. Orta sahada topu iyi çevirmeleriyle, tekpastaki şiirsellikleriyle, defansın ve kalecinin topu 7.32 nin tek tarafında tutma becerileriyle Chelsea, Fenerbahçe'nin sinirlerini nasıl bozduysa, birkaç "cesur" dangalak da saha dışında bizim (daha çok fener taraftarının) sinirlerimizi bozdu.. En aleni örneği de diyarbakırda bir gencin Chelsea formasıyla tur atıp "ölmeden önce son çıkış" bir fırına saklanması.. Canım kardeşim nerden buluyosun bu cesareti diye sormamak mümkün değil..
Neyse, seneye ve daha sonra bizimkilerin de katılımıyla heyecanı artan bir Şampiyonlar Ligi temennisiyle..
Teşekkürler...
dakika 4 olduğu esnada zaten ümitlerimiz azalmıştı. son dakikalarda acaba dedik ama nefesimiz yetmedi. her şeye rağmen mücadelesinden ve bize yaşattığı heyecandan dolayı bütün teknik ekibe ve futbolcularımıza teşekkürler. seneye daha yüksek noktalara ulaşmak dileğiyle necip fazıl'dan alıntı yaparak noktalayalım: ''sen tohum saç,bitmezse toprak utansın.''


