Tuesday, 12 June 2012

Hüzzam

Günümün boş zamanlarını müzik dinleyerek ama sadece ona konsantre olup dinleyerek geçiren biri olarak zaman zaman çeşitli enstrümanlara tek başına kulak veriyorum. Bir dönem bas gitar, sonra piyano, şimdi de yeni bir hastalık musallat oldu: Ud.
Her birini şarkılarda tek tek dinlemenin ayrı tadı var. Tavsiye ederim. Ama 'ud'u diğerlerinden ayıran bir özellik var. Bence ud hüzzam makamını en iyi karşılayan enstrüman. Hüzzam'a kelime karşılığı ud bile yazılabilir o derece.
ilk örnek 'Leyla ile Mecnun' dizisinin müziklerinden, Mehmet Erdem imzalı. İkincisi ise Anouar Brahem ismiyle ötediyarlarda tanınsa da buralardaki adı Enver İbrahim'e denk gelen kişiye ait. Sonuncusu ise gelmiş geçmiş en büyük seslerden Ümmü Gülsüm'ün bir şarkısını udla çalan bir virtüöze ait. İsim vermiyorum. 

Mehmet Erdem

  

Enver İbrahim

  

İsimsiz kahraman

Friday, 1 June 2012

Hoşgeldin Demir Cop

Polis, asayiş olaylarında suçlulara karşı artık boyu 65 santimetreye kadar çıkan demir cop kullanacak.

Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı'nca deneme amacıyla ilk etapta 6 bin adet sipariş verilen portatif coplar, alüminyum ve çelikten üretiliyor.

Katlandığında boyu 20 santimetre olan coplar, halen kullanılan 60-65 santimetre uzunluğundaki poliüretan copların aksine özel kılıfı sayesinde belde kolaylıkla taşınabiliyor. 

İç içe geçebilen 3 metal aksamdan oluşan bu copların uzunluğu açıldığında yaklaşık 60 santimetreyi buluyor.  

Kamuoyunda ''demir cop'' olarak bilinen ''Portatif Coplar'', ilk etapta İstanbul, Ankara ve İzmir'de denenecek.

Emniyet Genel Müdürlüğü, farklı modelleri bulunan bu copların vurmalı, burgulu ve butonlu modellerin her birinden 2'şer bin adet sipariş verdi. 

"Vurma", açma kapama sistemli copların, açılması için hızlıca sallamak yetiyor. Kapalı uzunluğu 24, açık uzunluğu ise 66 santimetre olan bu copların ağırlığı 295 gram

Üzerindeki butona basıldığında açılan butonlu modellerin ise kapalı uzunluğu 18, açık uzunluğu 55 santimetre. Bu copların ağırlığı ise 265 gram.

Burgulu açma kapama sistemli coplar ise metal aksamlar aksi yönlere çevrilerek açılıyor. Bu copların kapalı uzunluğu 21, açık uzunluğu 53 santimetre, ağırlığı da 265 gram.

Poliüretan coplara göre çok daha dayanıklı olduğu belirtilen copların, açılırken çıkardığı sesten dolayı suçluda psikolojik etki yaratması da hedefleniyor.

Güvenlik güçlerine bu copların kullanımı konusunda 2 günlük eğitim verilecek. Bu coplarla da poliüretan coplarda olduğu gibi vücudun ölümcül yerlerine vurulmamasına çalışılacak.

*********************************************************************************

Yukarıdaki satırlar ajansların bu hafta basına geçtiği haberlerden alındı. Polisin vatandaşa karşı kullandığı "orantısız güç" çokça tartışılmaya devam ederken, Emniyet Teşkilatı'nın yeni oyuncaklarıyla daha da güçlü, daha da cezalandırıcı bir duruma geldiğini bu satırlardan öğrendik. En ufak olayda bile vatandaşını biber gazı manyağı yapan, bu yüzden iki kişinin ölümüne sebep olan Polis, şimdi yeni oyuncakları Demir Cop'larla asayişi sağlamaya çalışacak. Şaka gibi bir durum. Bunun adı vatandaşla dalga geçmek. Ajanslara da tebrikler. Vatandaşı karşılaşacağı şey konusunda, uzunluk, büyüklük, fonksiyon, gramaj gibi konularda detaylı bir şekilde uyarmışlar.

Saturday, 19 May 2012

Bir Şampiyon Daha Gitti



Türk yarışçılık tarihine adını altın harflerle yazdıran şampiyon Arap atı Kafkaslı, sahibi Remazan Kaya’nın çiftliğinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

25 Aralık 2010’da İstanbul Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen ve binlerce kişinin izlediği jübile töreniyle başarılarla dolu yarış yaşamına nokta koyan Kafkaslı, Türk atçılığına aygır olarak hizmet vermekteydi.

2002 doğumlu, Caş – Malike 18 orjinli Kafkaslı, 128 startında 65 birincilik yapmış ve sahibi Remazan Kaya’ya 8 milyon 656 bin 520 TL ikramiye kazandırmıştı.

En ucuza satılan at olmuştu ama rekorlar kırdı
Kafkaslı, 1 Kasım 2004 tarihinde yapılan TİGEM Karacabey tay satışlarında 15 tay içinde 51 bin TL ile en düşük fiyata alıcı bulan safkan olmuştu. Kafkaslı’nın satışlarda ilgi görmemesinin nedeni; 3 sayfalık bir raporla anlatılan ayak sakatlığıydı. O gün, satışlarda bu sakatlığı kafasına takmayan bir kişi vardı; Remazan Kaya.
Remazan Kaya, satışlardan çok sonra TJK’nın SESİ dergisine verdiği röportajda sakatlığına rağmen Kafkaslı’yı neden tercih ettiğini şöyle anlatacaktı: “Kafkaslı’nın babası Caş şampiyon bir at. Kafkaslı’nın Ayağında sakatlık vardı ama iyi bir ana babanın yavrusu, koşmasa da baba yaparım diye düşündüm. Ama o bunu reddetti. Biz de elimizden geldiğince onu tedavi ettirdik, iyi baktık. O da bizi mahcup etmedi, inat etti, koştu.”

Bu inat öyküsünün başarı öyküsüne dönüşmesi, Kafkaslı’nın 3 Nisan 2005’te İstanbul’da yarış yaşamına birincilikle merhaba demesiyle başladı. 28 Ağutos 2005’te üç yaşlı Araplara mahsus Çanakkale Zaferi koşusunda ilk G1 birinciliği geldi. Kazandığı sayısız kupalı koşuyla yarışseverlerin kalbinde ayrı bir yeri olan Kafkaslı, son yarışına 30 Ekim 2010’da Ankara’da çıktı. 

Arap atlarının büyük koşularından TBMM koşusunu 2006 ve 2008’de olmak üzere iki kez kazanan Kafkaslı, 2007’de düzenlenmeyen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koşusunu 2006, 2008, 2009 ve 2010’da kazanıp, peş peşe dört zaferle bir ilki gerçekleştirmişti.

2006’da Dünya Arap Atı Organizasyonu (WAHO) tarafından Türkiye’de yılın arap atı seçilen Kafkaslı, 2007 ve 2008’de Uluslararası Ali Rıza Bey koşusunda da rakip tanımamıştı.

Kafkaslı ve Selim Kaya                                                                                                           
Kafkaslı’nın 65 birinciliğinin 59’unda usta jokey Selim Kaya’nın imzası vardı. Kafkaslı ile özdeşleşen Selim Kaya, şampiyon safkanla arasındaki bağı 2006 Kasım’da TJK’nın Sesi’ne şöyle anlatmıştı: “Kafkaslı çok ayrı bir attır. Bunu hissedebiliyor, kendini biliyor. Onunla aramızda duygusal bir bağ oluştu. Geçenlerde üşüttüm biraz, yanına gidemedim. Sonra gittiğimde öptüm. O beni bir ısırdı resmen “sen neredesin” diye sordu bana. Kafkaslı’dan inip başka ata binmek zor oluyor keşke tüm atlar bu kadar iyi olsa.”
Kaya Ekürisinin Çirkin Kral lakabını taktığı Kafkaslı’nın an itibariyle daha bir yaşını doldurmamış 41 tayı, pistlere gelmek için gün sayıyor. Belki bu taylardan biri, Kafkaslı’nın ismini daha da unutulmaz kılacak. Güle güle büyük Şampiyon.

Wednesday, 9 May 2012

Finale dair notlar

Chelsea ve Bayern daha önce 2004 – 2005 sezonunda çeyrek finalde karşılaştı. Londra’da 4-2 kazanan Chelsea, Münih’te 3-2 yenildi ama yarı finalist oldu ve yarı finalde Liverpool’a kaybettiler. Schweinsteiger, Lampard, Drogba, Cech ve Terry, o eşleşmede de sahadaydı. Bu beşli, iki maçta da oynamıştı.

Bayern, bu sezon grup aşamasında Manchester City ile de mücadele etmiş, maçlar, ev sahipleri’nin 2-0’lık galibiyetleriyle bitmişti. Bayern, İngiltere kulüplerine karşı 35 maçta 13 galibiyet, 12 beraberlik, 10 yenilgi aldı; 51 gol attı, 43 gol yedi. Münih’teki 16 maçta İngilizlere sadece bir kez kaybettiler, on kez kazandılar. tek yenilgi, 93-94 sezonunda UEFA Kupası ikinci turu’nda Norwich City’ye karşı alındı. Bayern, Almanya’daki son beş maçta İngilizlere karşı dört kez kazandı.

Chelsea ise bu sezon grupta Leverkusen’e deplasmanda 2-1 yenildi, evinde 2-0 kazandı. Chelsea,13 maçta Alman ekiplerine karşı yedi galibiyet, dört yenilgi aldı. Tüm yenilgiler Almanya’da geldi. Almanya’daki tek galibiyet; 2003-04 sezonunda son 16 turunda 1-0’la Stuttgart karşısındaydı. Chelsea, Alman takımlarına karşı UEFA organizasyonlarında oynadığı tek finalinden mutlu ayrıldı. 97-98 sezonunda Kupa Galipleri Kupası finalinde, Stockholm’de Stuttgart’ı Zola’nın golüyle 1-0 yenmişlerdi.

Chelsea, kupa galipleri kupasını 70-71’de de kazanmış. Chelsea’nin 98’de kazandığı bir de Süper Kupa var, yani toplamda üç Avrupa Kupası var. Bayern ise 74-75 sezonunda, Leeds’i devirip, "Kupa Bir"i kaldırırken, 81-82 sezonunda finali Aston Villa’ya kaybetmişti. Bayern, 1999’daki finalde de Manchester United’a duraklamada yediği gollerle 2-1 yenilmişti. Bayern, 2001’de Liverpool’a da Süper Kupa finalinde kaybetti. Bayern; 74-75-76 ve 2001’de "Kupa Bir"i kazandı, 82-87-99 ve 2010’da da final kaybetti. Bayern’in altı Avrupa Kupası var.


Chelsea’de; Ramires, Raul Meireles, Branislav Ivanović ve Terry cezalı, Bayern’de; Badstuber, Alaba ve Gustavo cezalı.

 

Saturday, 28 April 2012

"Dükkan Burger" akıllı olsun!!

Geçen yıl Mayıs ayında Bebek'te ilk kez Dükkan Burger'e gittikten sonra lezzet, hizmet ve fiyat-performans bakımından memnun kalmamış, "daha da gelmem" demiştim. Geçen hafta da yolum, Tünel'deki Dükkan Burger'e düştü. Bile bile lades. Bebek'te poğaça kadar, hiç bir ekstrası olmayan Hamburger'e ve 250ml Kola'ya tonla para ödemek sinirimi çok bozmamıştı ama (aslında çok bozmuştu) bomboş dükkanda siparişimin yanlış getirilmesi beni çok sinirlendirmişti. Beş metrekare dükkanda beş kişi çalışıyor, verilen TEK sipariş doğru gelmiyor, domatessiz istiyorum, domatesli geliyor, sonradan geri gönderiyorum, içinden domatesi çıkarıp getiriyorlar, komik.

Tünel'de de on metrekare dükkanda yine dört-beş kişi çalışıyor, iki müşteri var, biri ben biri arkadaşım. Aynı Hamburgeri ben acılı istiyorum, arkadaşım soğansız istiyor. İki Hamburger de standart haliyle önümüze geliyor, soğanlı ve acısız. Sonradan uyardığımız eleman, Burgerleri götürüp, birinden soğanı alıyor, diğerine acı biber sürüyor. Hamburger + Patates ve 250ml Kola'dan oluşan bu menü 18TL. Poğaça kadar, gayet sıradan bir Hamburger'i bünyesinde barındıran bu iki menü için 37TL ödüyoruz. Neden 36 değil? aa 1 lira da acı sos için. Komik.

Tuesday, 24 April 2012

Adamımsın Cech

Cüneyt Çakır için diyor:

"He's an experienced referee and if you have that experience from Turkey with the likes of Galatasaray and Fenerbahce, this game, a Champions League semi-final, should not be a problem."

Tuesday, 17 April 2012

Yetiş ya CBABDULLAHGUL!

Sirkeci - Halkalı arası çalışan İstanbul Banliyö Treni'nin satıcıları meşhurdur, bilen bilir. Kalem, çakmak, çeşitli oyuncak, limon sıkacağı en sık satılan ürünler arasında. Dönemsel giden ürünler de var. Mesela Ramazan'da genellikle "Ezan okuyan saat"e rastlayabilirsiniz. Satışta öne çıkan ürün, ana üründür. Siz, ödediğiniz para ile onu alırsınız ama satıcılar size sadece onu vermekle kalmaz, yanında dikiş seti, kalem, çakmak gibi yan ürünleri de "hediye" eder.

Daha önce bir dönem satılan ama birkaç yıldır gözüme çarpmayan Abdullah Gül temalı çakmağa geçenlerde yine rastladım. Bir TL'ye iki çakmak ve kalem içeren paketi hemen satın aldım. İddialıyım, bu nesne tek başına bir modern sanat eseri. Bienal'de kendine rahatlıkla yer bulur ve ilgi çeker. Önceki versiyonuna göre daha "garip" bir hale gelmiş, bu kez Juventus Logo'lu olmuş. Batman'den esinlenerek, CBABDULLAHGUL'u yardıma çağırmak için üretildiğini düşündüğüm bu çok kıymetli eseri resimlerle size tanıtmayı bir borç bilirim.

Biz bebekken X5'e biniyürdük dayy!

Aşağıdaki resimleri "Adını Feriha Koydum" dizisinin yayınlanan son bölümünden aldım. Bu bölümde dizinin esas oğlanı Emir'in çocukluğuna geri dönüşler vardı. Şu an dizide Üniversite öğrencisi olan ya da Üniversite'de Yüksek Lisans yapan Emir'in yaşı en az 22-23 olmalı. Bu bölümde gösterilen "Çocuk Emir" de 4-5 bilemedik en çok yedi yaşında olmalı. Yani yaklaşık 15 sene geriye gidiyoruz ve o tarihte Emir'in annesiyle birlikte BMW X5'e bindiğini görüyoruz.

İyimser ihtimalle 15 sene, gerçekçi bakmak gerekirse yirmi sene önce BMW X5 modeli mevcut değildi, esamesi bile yoktu. Milyonların takip ettiği, en çok izlenen diziler arasında yer alan bir yapımda böyle fahiş hatalar olması komik. Ama şu da var; bu Emir ve ailesi çok zengin, belki o tarihlerde, daha X5 yokken, X5'e biniyorlardı. Başlık tüm Ormancılar için gelsin.

Thursday, 12 January 2012

Baba evlat buluşması


Ülkemizde neredeyse klasiktir: Kızının sevdiği adamla evlenmesine aile razı olmaz, kız adama kaçar, baba da kızı reddeder... Ancak yıllar geçer, kızına büyük bir hasret duyan baba, 'torun' sahibi olduğunu da öğrendiğinde -ki bunu da bahane eder- yelkenleri suya indirir. Tabii burada aslan payı yine 'anne'dedir. Zira onun ısrarları biraz da af konusunda adım atılmasını sağlamıştır.
İlk günlerde ana gündem maddesi 'torun'dur. Onun suretinde aslında kızını seviyor olsa da baba, pek yüz vermez kızına. Kızıyla ilgili haberleri de alışıldık şekilde 'anne'den gizli kapaklı alır. O esnada tabii ki aracılar eşliğiyle kızıyla konuşur, lafını ortaya atar, yüzüne bakmadan konuşur, sorulan soruya kızını muhattap almadan cevap verir vs...
Sonunda ise beklenen gün gelir: Ne olduğu önemli değil, bir şey vesile olur ve kucaklaşırlar. Tarifsizdir o an. İşte, Thierry Henry'nin 9 Ocak 2012 gecesi Leeds United maçında takımını 1-0 öne geçiren golü atmasıyla, Arsene Wenger'e koşması o evlat-baba buluşmasını aklıma düşürdü. Unutulmazdı...